Ayhan YalçınkayaYazarlar

Babalar da özler…

IMG_2381

2-3 Yaş /6

Geçenlerde çalıştığım restorana bir aile geldi,Dede, babaanne, anne, baba ve iki çocuk.

Oturdular, birlikte yemeklerini yediler, konuştular, gülüştüler vs.

Buralı değiller, belli ki fırsat bulup birlikte tatile gelmişler.

Çocuklar 5-7 yaşlarında…

Yemek bitince oyalandılar falan derken öylece oturmaktan canları sıkıldı.

Dolaşmak istiyorlar.

Babanne ve anne, çocukları alıp gezmeye gitti.

Dede ve baba başbaşa kaldı,

Bu ne değişimdir!

İkisinin de bakışları, ses tonları değişti.

Onları izliyorum ve düşünüyorum;

“sanki zamansız bir frekansa geçtiler”.

Baba ve oğul oldular.

Ömür boyu oldukları gibi.

40 yıl önce, 20 yıl önce, 5 yıl önce ya da dün oldukları gibi.

40’ların ortasındaki baba bir çocuk, 70’lerde dede bir baba oluverdi.

*

Bir anda kalbim de o zamansız tünele girdi.

Babamsız, uzaklarda tek başıma baba-oğul oldum.

O denizci babanın oğlu oldum,

7 yaşlarında o ben.

Özlemin hayatımın bir parçası olduğunu anladığım o yaşlar;

Hatırlıyorum o dönem babamı özlemekle başa çıkmanın bir yolunu bulmuştum;

O yokken takvime bakmamak!

Kaç gün sonra babam eve gelecek? Kaç gün kaç hafta eder? Kaç hafta kaç ay eder?..

Öğrenmiştim; gün saymazsam zaman daha hızlı geçiyordu!

Yağmurlar yağıyor, rüzgarlar başlıyor, yapraklar dökülüyor, karanlık.
Ardından sokak, yollar, evler, arabalar bembeyaz. Günlerce böyle…
Sonra güneşli, soğuk günler başlıyor.
Ve sonunda babam eve geliyor.

Doğum günüm oluyor, geçiyor.
Yeni doğum günüm yaklaşınca babam eve geliyordu.

Bazen yaz tatili bitiyor. Sınfı geçiyorum, bir üst sınıfa başlıyorum. 15 tatil, sonra ikinci dönem başlıyor. Yaz tatiline az kala babam eve geliyordu.

Saymayınca zaman böyle geçiyordu.

8 ay sonra, 10 ay yada 1 yıl sonra…

Ama sonunda geliyordu.

Olan bitene böyle bakmak ağır hislerimi hafifletiyordu.

Günüme, okuluma, arkadaşlarımla oyunlarıma odaklanabiliyordum o günlerde.

*

Yıllar sonra aynı hikayenin diğer tarafı oldum; baba tarafı.

Geçen kasım turquinho annesiyle birlikte Sao Paulo’ya gitti.

Malum bütün aile orada.

Hem iş hem ziyaret.

Kasım ve aralık, iki ay…

Zaten yazın iş yoğunluğundan yorulmuşum.

Üstüne önemli bir proje için çalışmam gerek.

Yani yapılacaklara odaklanmam için harika zamanlama!..

*

Ama “harika” yanlış sözcükmüş.

Bir hafta geçmeden etrafıma bakmaya başladım.

İşten geldiğimde karım ve Turquinho’yu yemek yerken bulduğum o masa orada.

Ama onlar yok!

Son giydiği pantolon odamda, oğlumun kokusu üstünde.

Ama oğlum yok!

Sanki çok sevdiğim şarkılarmış gibi aklıma gelen çocuk müzikleri tablette, çalma listesinde önüme çıkıveriyor.

“Eh günler böyle geçecek demek ki” diye düşündüm.

“Dedesini, teyzesini görecek, hem onlar hem oğlum çok sevinecek” diye düşünüyorum.

Kendimi avutuyorum.

Ama yatıp sabah kalkınca, uykulu uykulu duşa giderken bir anda yoklukları yüzüme vuruyor.

“Sanki az önce gitmişler”.

“Sanki hiç gelmeyecekler!”

Evin her köşesi vuruyor. Duşla değil bu hislerle uyanıyorum.

Bir gün, iki gün, üç gün…

Bir hafta geçmedi ki nasıl geçsin iki ay.

*

Yatağımı toplamayı bıraktım.

Sabah yorgun kalkıyorum, yorgun yorgun çalışıyorum, iş bitiyor eve gelip dinlenirim.

Yok… Yorgun yorgun uzanıyorum.

Hiçbir şey okuyamıyorum, okumuyorum çünkü okumak istemiyorum.

“Birşeyler yapıp aklımı dağıtsam” diye düşünüyorum.

Yok… Her şey sıkıcı.

Yok… Her şey gereksiz. Her şey saçma.

Küçük bir ışık yüzünden depresyon dibe vurmuyor ama bana fena.

“Gelecekler”

Bu ışık…

Bunun dışında yazmak, okumak, düşünmek, bunları konuşmak, paylaşmak…

Her şey.

Boş ve anlamsız bana.

Nasıl hayattan koptuğumu hem yaşıyorum hem izliyorum.

Sonunu bilmediğim bir film gibi.

Babamı özlemek zordu.

Ama ayrılığın bu tarafı, yani “Baba tarafı”…

*

Ama bitti.

İki ay sonunda bitti.

Depresyon beni bitirmek üzereyken özlem bitti, gün geldi.

Eve koştum.

Kapıya yaklaşırken duydum;

Bir ses! Onun sesi gibi ama değil de gibi.

Ses onun, turquinho’nun.

Ama cümleler çok uzun, sözcükler çok ve fazla.

Geldim.

Her zaman ki gibi beni kapıda ilk gören o oldu.

Boyu daha uzun, eller daha büyük, oturuş daha başka.

Hepsini anladım ama bu ses?

Daha doğrusu aynı sesin “başka bir ses sanki” diye düşündüren bu tonu.

“Anne, baba geldi” diye bağırdı.

Koştu, kapıya geldi.

Bahçenin tahta kapısının aralıklarından bakıyoruz birbirimize.

Elim dolandı, anahtar düştü.

Karşı karşıya durakaldık. Gözlerimizi ayrılmıyor birbirimizden.

Ayıldım ve eğilip anahtarı aldım.

Kapıyı ben itiyorum, o da çekiyor.

Sarıldık, sarıldık, sarıldık.

Öptüm, öptüm, kokladım.

O da beni öptü!

Herşey durdu kafamda bir-iki saniye;

Öpmeyi bile öğrenmiş!!!

İnmek istedi kucağımdan.

Elimden tutup beni oyuncaklarının oraya götürdü.

Beni yere oturttu, kendi de oturdu.

Yeni oyuncaklarını bana anlatıyor.

Sarılıp öpmek istiyorum ama lafını bölmüyorum.

Sadece elimi başına koyup bir olmayı hissediyorum.

Parmaklarım kıvırcık saçlarının arasında dinliyorum.

Bir yığın yeni sözcük, uzun uzun cümleler.

Kulaklarım doldu sesiyle.

Çenemi hissettim sonra;

Titriyor!

Sonra yanaklarım.

Göz yaşlarım!

Düşünmüyorum ama hissediyorum.

Kavuşmaktan çok o yolladığım bebeğe akıyor yaşlarım.

Bir bebekti yolladım, bir çocuk geldi geri…

*

Dedim ya düşünmüyorum ama biliyorum;

Çok mutluyum, ağlıyor gibi hissetmiyorum.

İnsan ağladığını bilir; o arta arta gelip insana çöken o patlamayı hani…

Öyle değil ama bu.

İlk defa başıma geldi, neye nasıl benzetip anlatabilirim ki.

Kalbim uçup giden bebeğimi istiyor.

O arayış. Arayıp bulamayışı…

Sadece çenemin durduramadığım titreyişi, dudaklarıma inen yaşlar…

Yüzümü görmediğime mutluyum.

O yoğun hissin fotoğrafını…

*

Ama saçlarına, yüzüne her dokunuşum da bu derin hüzne ilaç gibi.

Bana bakıp gülümseyişi, sonra tekrar oyuncaklaklarını anlatmaya devam edişi.

Enerji mi güç mü bilemedim, kalamadım kaldığım yerde.

Ayağa kalktım. Ona bakıyorum.

O da kalktı ve kollarını kocaman açtı.

Bir olduk sıkı sıkı.

O derin hüznümü küçük kollar durdurdu.

*

Neredeyse 15 gün geçti.

Hala şaşkınlıkla izliyorum yeni oğlumu.

Beni zorla oyunlarına katmalarını,

Duş alırken şarkı söyleyişlerini,

Bir şeyi isteyip istemediğini, beyenip beyenmediğini söyleyişini,

Tuvalet ihtiyacını bile söylemesini,

Evdeki üç lisanı artık beceriyle ayırt ettiğini,

Kendi başına çok şeyi yapabilmesini,

Özellikle de bildiği veya bilmediği her şeye daha bilinçli daha farkında bakışını.

Şaşkınlıkla izliyorum yeni oğlumu.

Ayhan Yalçınkaya