Yaprak KaramanYazarlar

Sevmek zorunda değiliz, ama saygı göstermek zorundayız.

26173480_10155823109037211_8500938278285882611_o

Geçtiğimiz haftalarda haberlerde TFF’nin Türkiye’nin Euro2024 ev sahipliği için adaylık dosyasını UEFA’ya teslim ettiğini belirten bir haber vardı.  Haberin benim dikkatimi bu kadar çekmesinin sebebi teslim edilen dosyanın üzerinde ‘RESPECT’ yazmasıydı. 

Saygı, bizim toplumumuzda çok önemli bir yeri olan fakat nedense karşılıklı ilişkilerimizde uygulamakta pek başarılı olamadığımız bir durum. Bu dosyanın tesliminden bir hafta önce oynanan kupa maçı çıkan olaylar sebebi ile tatil edildi.  Sahaya yabancı madde atılmasından, kötü tezahürata, rakip takımın teknik direktörünün kafasını yarmaya kadar (yarık değil birkaç sıyrık diyenler de var tabi, olay burada yaranın derinliği değil, bir insanın yaralanması)  uzayıp giden bu liste sonrası, uluslararası bir organizasyon için yapılan başvuruda saygı ifadesinin kullanılması trajikomik bir durum oluşturdu benim gözümde. Yaptıklarımız ile düşüncelerimizin ne kadar da tutarsız olduğunu gördüm. 

İşim gereği gün içinde çok fazla insan ile konuşuyorum. Özellikle yaptığım telefon görüşmeleri bazen arkama bakmadan kaçmak istememe sebep oluyor. Telefon ile bir yeri aradığımız zaman yapmamız gerekenler belli değil mi oysaki? Adınızı, nereden aradığınızı ve kiminle görüşmek istediğinizi söylersiniz ve iletişim bu şekilde devam eder ama nedense gelen telefonların çoğu X Hanım lütfen? Y orda mı? Ya da en şahanesi kadın sesi duymasına karşılık Z Bey selamlar nasılsınız diye başlayan cümleler. 

Yıllar önce cep telefonlarının C’si hayatımızda yokken ve iletişim dediğimiz şey sadece sabit hatlı telefonlar ile sağlanırken bizim ev telefonumuz salonda dururdu. Çaldığı zaman genelde telefonu annem açar arayan kişi adını söylememişse (ablamları ya da beni arayan kişi için)  ahizeye son derece yakın bir şekilde ‘seni münasebetsizin biri arıyor’ diye bağırırdı☺ 

Münasebetsiz, TDK’da ki anlamlarından biri, saygı gözetmeyen kimse. Tam da bahsettiğim kişiler için kullanılacak bir sıfat. (Sonuçta anneler her şeyin doğrusunu bilir☺) 

Bu münasebetsiz kişiler sadece telefonda karşımıza çıkmıyor tabi. Metroya/asansöre inip-binerken, atm den para çekerken, hastanede sıra beklerken kendileri ile karşılaşmamız çok mümkün. 

Genel olarak sıra beklemekten pek hoşlanmıyor, sosyal alan nedir bilmiyor ya da bilmemezlikten geliyorlar. Nedense tahammül eşikleri biraz düşük oluyor. Ayrıca kaba insanlar olduklarını düşünüyorum bu tarz kişilerin. Davranış şekillerinin başka insanları rahatsız edebileceğini, o esnada aynı iş için bekleyen diğer kişilerin haklarını çiğnediklerini düşünemiyorlar. Saymakla bitmeyen ve beni her geçen gün daha da yıpratan durumlar bunlar. Sorun, evet hem de çok büyük bir sorun. 

Çözüm ne peki derseniz, çözüm çocuklarımızı iyi eğitebilmek.  

Aile fertlerinin birbirine saygı duyması, çocuğun anne babasının karşılıklı ilişkisi, anne-babanın çocukla ilişkisi bunlar belirlemiyor mu zaten toplumdaki kişiliğimizi. Eğitim bilimci falan değilim sadece kendi ailemden gördüklerimi, okulda öğretmenlerimden öğrendiklerimi kızıma aktarmaya çalışıyorum. 

Öncelikle ben kızıma saygı duyuyorum. Onun altı yaşında olması bir birey olmadığı ya da saygıyı hak etmediği anlamına gelmiyor çünkü. Kendi fikirleri var, istedikleri ya da istemedikleri var. Odasının kapısını kapatıyor mesela bazı zamanlar oyun oynarken ve biz odasına kapıyı çalmadan girmiyoruz. Çok basit bir örnek farkındayım ama inanın çok da önemli bir konu. Koca koca insanların kapıyı çalmadan genel müdür odasına girdiğini gördü bu gözler. 

Ortaklaşa kullandığımız odalarda birbirimizin isteklerine saygılı olmayı anlattık mesela. Ben kitap okuyorsam o tv’nin sesini çok açmıyor ya da hiç açmıyor. Birlikte kullandığımız çalışma masasını işini bitiren diğeri rahat kullansın diye toplu bir şekilde bırakıyor. Evet bunlar da basit şeyler ama yine bu gözler ve kulaklar kulaklık takmadan müzik dinleyen oda arkadaşına ya da kullandığı eşyaları aldığı yere bırakmayan kişilere tanık oldu.

Birbirimize kızdığımızda sesimizi yükseltmemeye çalışıyoruz çünkü sesimizin çok çıkmasının haklı olduğumuz anlamına gelmediğini biliyoruz. Gün içinde üç aramadan birinde lütfen sesinizi yükseltmeyin diye uyarırken buluyorum kendimi. Geçen ay ameliyat olan annemin arşivden evraklarını almaya gittiğimizde danışma masasında yazan yazı şöyleydi: Lütfen kimse yoksa masaya vurmayınız ve yüksek sesle kimse yok mu diye bağırmayınız. Resmen İnsanlığa Giriş 101. Kim bilir neler ile karşılaştılar ki böyle bir uyarı yazısı yazmak zorunda hissetiler kendilerini. 

Bu örnekler, yaşanmışlıklar, beni/bizi gün içinde yoran, kızdıran şeyler saymakla bitmez farkındayım. Birbirimize sadece birer birey olduğumuz için saygı duymayı denesek dünya daha güzel bir yer olacak eminim. 

Yıllar önce çok sevdiğim bir hocamın dediği gibi ‘kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama saygı göstermek zorunda.’  

Yaprak

 

 

 

 

Haber görseli Saime Şahin tarafından çekilmişti.