Serpil ErolYazarlar

…Çünkü iki çocuk annesi olmak bunu gerektirirmiş…

“Bahar geliyor ne güzel, yönetmen sandalyelerinden alalım da sahilde piknik yapalım Bedri” dedim. “Süper olur” dedi. Erdem de Beril de çimlerde oynar, yemeklerini yer, güzel güzel oyalanır dedik. Süper keyifli huzurlu film sahnelerini, fotoğraf karelerini dördümüze uyarladık kafamızda.

Sonra Bedri koştur koştur gitti yönetmen sandalyelerini aldı. Yok mavi olsun, yok yeşil olsun, Beril’e de miniği olsun, Erdem’e olmasın yerde sürünsün derken aldı sandalyeleri attı bagaja.

Bugün de ben pimi çektim “hava çok güzel, haydi akşam sahile inelim pikniğee”

Sabah yürüyüşten sonra pastaneden minik sandviç ekmekleri aldım. Hepsini değişik değişik hazırladım. Tostlarımızı yaptım, meyvelerimizi yıkadım, kek kurabiye hazırladım, hepsini tek tek paketledim özenle. Bir termos da çay demledim. Çantamızı hazırladım. Hayaller mükemmel, indik sahile…

Baktık hava azıcık soğuk gibi, olsun dedik oturduk bir köşeye. Beril’in sandalyesi evde kalmıştı. O benimkine oturdu. Ben yere örtü serdim, oturdum. Erdem de yanıma oturdu. Sonra emeklemeye başladı, sonra ağlamaya başladı. Sonra üstüme çıkıp kendini bir o yana atıp, bir bu yana atıp ağladı. O esnada zar zor tostumu ağzıma tıkaladım. Erdem durmayınca “yürüyüş yaparım madem, spor olur ” modunda onu pusete attım. Beril’i de “o tost bitecek!” Diye tembihledim. O ise hazırladığım tüm sandviçleri tek tek ısırıp bırakmakla meşguldü. Erdem’i aldım, adımsayarımı açtım, yürüdüm de yürüdüm. Uyudu…

O esnada Beril ciyak ciyak ağlamış, ” anneme gidijemmm” diye tutturmuş. Sonra  “anneeaaa” diye ağlayarak çekmiş gitmiş. Bedri bağrınmış arkasından ama bizim kız dinlememiş. Millet toplaşmış “bunun anası nerde” diye. Bedri almış Beril’i, zor susturmuşlar. Ben de bir an önce döneyim de çay içeyim derdindeyim, başka şeyden haberim yok. Nasıl bir kafadaysam artık o sandalyelere ben de oturayım, keyif yapayım istiyorum…

Geldiğimde heryer süt limandı. Beril çok güzel bir şekilde iki tane akranı kızla elele oyun oynuyordu.” Ay ne şirinler” diye mutlu mutlu, anne anne onlara baktım. Erdem de uyuyor mışıl mışıl. Sıra bende artık! Çayımı koydum, tam yönetmen sandalyeme oturucam bir baktım Beril ve iki kız elele bizden uzaklaşıyorlar. Sesleniyoruz, duymazdan geliyorlar, daha da uzaklaşıyorlar. 3 tane kafa yan yana “biz parka gidiyozz” diye kıkırdayarak parkın tam aksi yönüne doğru koşturuyorlar, elele. Gelin diyoruz gelmiyorlar. Kalktım, koştura koştura arkalarından gittim. Ben yaklaştıkça onlar daha da hızlanıyor, civciv gibi kaçışıyorlar ama elele. Sonunda yakaladım. Aralarına girdim, dördümüz elele birbirimize bakıyoruz. Arkadan kızlardan birinin annesi daha geldi koşarak. Beşimiz elele tutuştuk piknik yerimize döndük söylene söylene . Sonra iki kız anneleriyle beraber parka gitti. Beril de ağlamaya başladı. ”Ben de parka gidijeemmm” diye. Onun böğürtüsüne Erdem uyandı…

Çayım soğudu, ben soğudum, hayat soğudu, hayallerim soğudu, böyle birden buz tuttum…

Sonra “Serpil” dedim “Al sana piknik! Keyif senin neyine? Ne umuyordun ki?”

Beril’e konuşa konuşa topladım herşeyi paketledim, babalarını da yapıştığı sandalyesinden kaldırdım, aynen eve döndük!

Sonuç; yönetmen sandalyelerine oturamadım!

Sonuç; bundan sonra dışarıda kahvaltıymış, piknikmiş, yok efendim turistik gezilermiş, otellermiş, hiçbir şeyin keyfini süreceğimi ummamalıymışım!

Çünkü iki çocuk annesi olmak bunu gerektirirmiş…

Allah’ım tüm annelere sabır, çocuklarına da azıcık vicdan nasip eylesin… Amin…

Not: Beril normalde bu kadar deli değildir. Hatta çok da güzel söz dinler. Arada cozutuveriyor. Çocuk…

Serpil