Yaprak KaramanYazarlar

Sevmekle başlayacak her şey…

18157523_10155091972767211_7416355439705826999_n

Aklımda binlerce düşünce, dur bunu yazayım diyorum elim gitmiyor tuşlara. Ne desem, ne düşünsem, ne yazsam boş gibi geliyor.

Haberleri çok uzun zaman önce izlemeyi bırakmıştım. Ruhum kaldırmıyor çünkü. Bir çatı altında son derece olgun olmasını beklediğin insanların birbirlerine sen kim olduğunu zannediyorsun diye bağırdığını, çocukların kaçırılıp evlerine hiç dönemediğini, yurdum insanının iki domates iki biberle pazardan evine döndüğünü, yaşlı insanların ellerindeki üç beş kuruş için darp edildiğini, hayvanların işkencelere maruz kaldığını görmek istemiyorum. Bu sebepten izlemiyorum televizyon. Her ne kadar kaçmaya çalışsam da bir şekilde görüyor ya da duyuyorum bunları. (Elbette bazen beni kölesi yaptığını düşündüğüm sosyal medya sebepli bu haberleri duyup görmem.) Sonrası mı? Kalpte bir sıkışıklık, ardı arkası kesilmeyen felaket senaryoları, kendi kızımı kollarıma sarıp hiç bırakmak istememek, annemi aradığımda telefonu ikinci çalışında açmazsa dizlerimin titremeye başlaması ve bir sonraki telefonumun çok büyük ihtimalle kayıp ilanı vermek için polisi aramak olacağı düşüncesi, geceleri bazen uyku tutmadığı için salonda oturan eşimi yatakta göremeyince eve hırsız girdiğini ve ona bir şey yaptığını zannetmek.

Bir nevi delirmek evet. Benim kafam hep farklı çalışır eskiden beri. Bir konu hakkında genellikle birden fazla planım olur. Bir sonraki adımım değil adımlarım vardır ki bu da bazı zamanlarda beynimden yanık kokuları çıkmasına sebep olur. Yaş almaya başladıkça, özellikle anne olduktan sonra sakin kalmayı öğrenmeye başladım biraz. Artık on iki değil beş senaryom oluyor konularla ilgili. Ben sakin kalmaya çalıştıkça, hala iyi insanların olabileceğini düşündükçe, bir gün güzel günleri gerçekten göreceğimizi hayal ettikçe gördüklerim, duyduklarım beni yerle bir etmeye yetiyor.

Anlayamıyorum nasıl bu kadar cani olabileceğini insan evladının. Sırf kendisine zevk veriyor diye bir hayvana işkence etmek neden? Sırf iki dakika sonra bir ‘oh’ diyecek diye daha süt kokan bebelerin üzerinde debelenmek niye? 

Hiç mi öğretmediler size eline, diline, beline sahip olmayı? Hiç mi bilmezsiniz karşınızdakinin sadece can taşıdığı için kıymetli olduğunu?  Aynı fikirde olmadığın, aynı inancı taşımadığın, aynı türden olmadığın karşındakine zulmetme hakkı vermez sana. Ah hiç mi sevmediler sizi? Hiç mi başınızı okşayan olmadı, düştüğünüzde kaldıran, acıktığınızda doyuran, içinden çıkılmadık durumlarda sabret geçecek diyen? Yanlış yaptığınızda doğruyu gösteren, korkma çocuk ben hep yanındayım diyen? 

Yapmayın, kendi eksiklerinizi, acılarınızı, yaşanmamışlıklarınızı başkalarının canlarından, başkalarının yavrularından çıkarmayın. 

Adaleti sağlamaksa derdiniz böyle olmaz bu. Size kötü davrananlardan, sizi sevmeyenlerden böyle intikam alamazsınız. Sizin canınızı yaktılar diye başka canları yakamazsınız. 

Geceleri uyurken nefes alıyor mu diye bebesinin göğsünün inip kalktığına gözlerini sabitleyen anneler var biliyor musunuz? Trafik sıkışıp yol uzadığında neredesin kızım? ben seni almaya geliyorum hemen  diyen babalar var mesela. Çocuğunun gözünden bir damla yaş aktı diye dünyayı yakacak ana babalar var. Sadece çocuklar, yaşlılar değil; kiminin gözü, kiminin kulağı olan hayvanlar var biliyor musunuz? Ömrünü köpekleri ile geçiren, kedisi gelip kucağında uyudu diye yerinden kalkmayan insanlar da var bu dünyada. Kedilerini, köpeklerini, kuşlarını, kaplumbağalarını aile fertlerinden ayırmayan yüce gönüllü insanlar var. 

Kimsenin mutluluğunu, huzurunu, yaşamını bozmaya hakkınız yok sizin. Sırf sizi sevmediler diye kendi halindeki insanların dünyalarını tepe taklak edemezsiniz. 

Benim, bizim yaşama dair umutlarımızı her gün ama her gün yerle bir edemezsiniz. Ben bir can yetiştirmeye çalışırken, ona saygıyı, sevgiyi, mutluluğu, farklılıkların bu hayata renk kattığını, düştüğünde kalkmayı, bazen hayatta berbat şeylerin olabileceğini ama hep iyilerin, sabredenlerin, rotasını doğrudan saptırmayanların kazanacağını öğretirken benim hayallerimi yıkamazsınız. 

Canisiniz, hastasınız ve çok ama çok suçlusunuz. İşin kötü yanı suçunuzu cezalandırmak için yeterli bir adalet sistemi olmadığından sayınız gün geçtikçe artıyor. Sizin sayınız arttıkça, biz iyiliği savunanların, içinde hala umut kırıntıları olanların yaşam enerjisi azalıyor.

Tek dileğim tez vakitte kaybolup gitmeniz. Bizi bizle bırakmanız.

Ps: Daha neler neler var söylemek istediğim ama kelimelere dökemediğim. Tek temennim bu hayattan, insanların birbirini sadece insan olduğu için sayıp sevdiğini görmek. Bilemiyorum Altan belki de çok şey istiyorum.

 Yaprak Karaman