Özge Özay Sökmen

Zeka mı? benden uzak olsun…

34105952_10156229770307211_6253155380029816832_o

Hafta sonu Zeka Vakfı’nın düzenlediği, IV. Zeka ve Yetenek Kongresi’ne katıldım. İki günlük bir beyin doyumuydu. Aslında beyin, zeka, ruh, kalp kavramlarının tartışıldığı ve birbiri ile uyum içerisinde geliştiği son dönemlerde hangisinin doyduğu konusunda şüphelerim var. 

Özellikle, ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet İnam’ın “Zekam Gönlümün Neresinde?” konulu sunumunda bahsettiği gibi, zeka kavramı daha uzun yıllar tartışılacak.

Ahmet İnam’ın söyledikleri beni çok etkiledi. “Leb demeden leblebiyi anlıyorsun da, tam olarak anladığın leblebi nedir?” diye sordu. 

Ben size “Leblebi”den ne anladığımı söyleyeyim. Değerler. Bu ara çok kafa yorduğum ve taktığım bir konu değerler. Din değil, “Evrensel Değerler” bahsettiğim. Evrensel değerler derken şunları kastediyorum;

  • Sorumluluk bilinci
  • Adalet duygusu
  • Dürüstlük
  • Sevgi
  • Öz saygı (Çoğaltılabilir)

Zeka Vakfı Kurucu ve Yönetim Kurulu Başkanı Emrehan Halıcı’nın da anlatmaya çalıştığı gibi, zeka ve yetenek konusu sadece bilişsel beceriyi kapsamıyor. Evrensel değerlerle, muhakeme yeteneğini geliştirilmiş bireyler başarıya ulaşacaktır. Sistemsel başarılar, hayat başarısını garantilemez. Burada bahsettiğimiz başarı ise, tamamen gelişmiş yaşam becerileriyle hayat başarısını elde etmiş MUTLU bireylerin geleceği noktadır. 

Bana göre bu mutluluk salt birey olarak elde edilemez. Yapılan araştırmalarda gösteriyor ki sosyal becerisi yüksek bireyler, mutlu bir sosyal çevreyle hem kaliteli hem de uzun bir hayat sürebiliyorlar. Burada bahsedilen sosyal beceriden anladığım ise, çevremizdekilerin önem verdikleri şeylere önem vermekten geçiyor. Yol göstericimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi; “Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin, şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.” 

Değerler, zeka kavramlarını değerlendirirken, mutluluk kavramı aslında bunların sonucu olarak ortaya çıkıyor. Günümüzde devamlı aranan o mutluluk aslında, ne beklediğiniz terfide, ne yıl sonu zammında, ne yeni evde ne de gelecek yeni bebekte. Mutluluk sosyal bir varlık olarak yaşadığımız toplumda her adımımızda. Hatta adımlar bütünümüzde. Yayalara öncelik vermekte, asansörde, bankada sıra beklemekte, garsona sergilediğimiz anlayışta, günaydınımızı esirgemeyişimizde ve yapmadığımız dedikodularda. Bunların bütününde ise üç nokta elle tutulur bir tablo geliştiriyor ve bu aynı zamanda da hangi insanlar mutlu ve sağlıklı kalıyor sorusunun da cevabı;

 

Değerlerin ve sevginin önemi konuşulduktan sonra, sanırım bunu söylemenin tam zamanı; ZEKA hayat başarısında alt sıralarda yer alıyor. 

Yani bırakın akademik başarıyı, notları, karneyi, başka şey bu evrenin aradığı. Farklı olan, ekmeğinin yarısını paylaşmak, kendinden farklılara farklılıklarını önemseyerek değer vermekte, nazik olmakta, (bazen haksız olsak da!), sevgi de, sarılmakta, dokunmakta. 

P.S. Şunu söylemeden de geçemeyeceğim, çocuklarımızın gelecekte mutlu olmalarını ve hep iyi insanlarla karşılaşıp, zorluk yaşamamalarını istiyoruz. Neden? Zorluklar değil mi insanı yücelten. Görüşlerine çok değer verdiğim Prof. Dr. Acar Baltaş’ın da dediği gibi, “ Konfor alanından, yüksek performans çıkmaz.”. Konfor alanlarını etkilemeyin. Çocuklarımız zorluk içinde değiller. Gerçekten zorluk içinde okuyan ve büyüyen çocuklar var. Ama büyük şehirlerde değil. Çamur içinde, minicik elleri soğuktan kıpkırmızı olmuş kilometrelerce yol yürüyen çocuklar zorluk içindeler evet. Ama bizimkiler değil. O yüzden bırakın diş fırçalarına macunlarını kendileri sıksın, bırakın dolaplarının, odalarının, ödevlerinin sorumluluğu onlarda olsun. Siz değerlerinizi belirleyin ve birlikte büyüyün. 

Gerisi kendiliğinden geliyor.

Keep calm mama…

Özge Özay Sökmen