KategorisizYaprak KaramanYazarlar

Önce kendimi sevmem gerekiyor…

b3aaea5e-9c22-4f00-a202-6f8a3d7b1e58

PS: Aşağıda okuyacağınız yazıyı bu sefer bir kızın annesi değil bir babanın kızı olarak yazdım. İçinde bulunduğumuz kasım ayı sebebi ile içimden dışarı taşmak isteyen kız çocuğu hala çözemediği duygularını, yaşayamadıklarını, başarabildiklerini gözden geçirerek anne olabilmeyi, öğrenmeye çalıştığını yazmak istedi. Amacının duygu sömürüsü yapmak olmadığını, yaşaması gereken ilk aşkını yaşayamadığını ama bulduğu son aşkıyla bir kız büyütmeye çabalarken aslında kendi çocukluğunu tamir ettiğini söylemek istedi. Babasız bir kız çocuğundan babasız bir kadına evrilirken onun gibi olanların kalbinden öpmek istedi.

Senin öldüğün yıl doğan bebeler koca insan oldular. Gittiğinden bu yana geçen zaman içinde benim içimde olanlar da ise bir düzelme durumu mevcut değil. Aksine her şey daha da karmaşık daha da içinden çıkılmaz bir hal almış görünüyor. Durumu kabullenebilmek için sorduğum her soru, cevap yerine bir sonraki sorunun gelmesine sebep ki bu soru genellikle hep NEDEN oldu bugüne kadar. Arada NİYE diye de sordum tabi. 

Yitip gittiğinden bugüne geçen süre yirmi beş yıl. Yani benim ilkokul bire başladığım sene. Okumayı öğrenmek üzere tanımadığım insanlarla ve annemden başka bir kadınla zaman geçireceğim okula gittiğim zamandan iki ay sonrası. Bir çocuğun hayatındaki en önemli ve bir o kadar da korkutucu dönemlerden biri yani. 

Bir cuma günü, sınıfın kapısının açılması ablamın öğretmenimi dışarı çıkarması, o an fark edemediğim ama yıllar sonra hatırladığım ilkokul öğretmenimin yüzündeki dehşet ifadesi (ki kadının yüzü bembeyazdı) ile sınıfa geri dönmesi;  Yaprak ödevlerini yazdıysan ablan erken alacak seni sürprizi varmış demesi, benim çantamı toplayıp meraklı bir şekilde dışarı çıkmam, kapıda en sevdiğim arkadaşımı ve ablasını görmem hafta sonunu onlarda geçireceğimi öğrenmem şeklinde başlayan bir süreç senin gidişin (Çocukluktan kalma bir anı olarak içinde bulunduğum toplantıların orta yerinde açılan kapılardan hep nefret ederim.). 

Çok eğlenceli geçen cuma ve cumartesi gününün ardından akşam eve getirilmem, bin yıllardır görmediğim babaannem ve halamı, ablamların odasında görmem, anlamlandıramadığım bir kalabalığın evde olması, annemin son derce sakin (!) duruşu, beni kucağına alarak yatak odalarına götürmesi, yatağın üzerine oturup kucağındaki benle bilinçsiz bir şekilde öne arkaya sallanması, bu sırada iki ablam, iki kız kuzenim ve teyzemin de (evet sadece kadınlardan oluşan bir ailem var☺) yatakta bizimle oturmaları ve hayatımda gördüğüm en kırmızı gözlerle sessizce ağlamaları eşliğinde annemin; babamın beni hep göreceğini söylemesi şeklinde son bulan bir hafta sonu (Bu arada sürprizlerden de çok hoşlanmam.).

O gece evde mi kaldım yoksa tekrar olay mahalinden uzaklaştırıldım mı hatırlamıyorum. Uzaklaştırılmış olmalıyım ki kendimi bildiğim yaşlarımdan itibaren benimle ilgilisi olan olayları hep kontrol edebilmek istiyorum (Sanki 25 yıl önce orada olsam her şey düzelecekti.).

Anne olduktan sonra kızımın bedenen sağlıklı olmasının yanı sıra ruhsal açıdan da sağlıklı ve güçlü bir birey olması için çok fazla okudum. Amacım her ebeveyn gibi onun mutlu ve huzurlu büyümesini sağlamak elbette. Okuduğum her kaynağın aslında önce benim yaralarımı sardığını fark ettim. 

Ben neden küçükken böyleydim, son beş yıla kadar neden tepkilerim olaylar karşısında şöyleydi, böyleydi gibi gibi. İlkokul, bir şekilde geçmişti ama ortaokul ve lise yıllarında aslında şimdi düşününce çok da sevimli bir insan olmadığımı fark ediyorum. Çok bilmiş, ukala, burnu havada ne derseniz adına öyle bir insandım. Sert bakışlı, soğuk. Şimdi şimdi anlıyorum ki hepsini kendimi korumak için yapıyormuşum. Bunun doğru olduğunu sanıyordum. Kaybetmekten, yenilmekten, yanılmaktan öyle çok korkuyordum ki etrafıma çektiğim duvar ile bunu engelleyebilirim sanıyordum. 

Kimseye güvenmedim mesela, anın tadını çıkaramadım hiç. Çünkü aklımda hep bitecek, bozulacak, zaten mutluluk beni bulmaz gibi düşünceler vardı. Ne kadar ne kadar da yanılmışım. Yanlış yapmamak için yaptıklarım hep yanlışmış oysa ki.

Aradan yıllar geçti. Okudum, büyüdüm, evlendim, anne oldum. Bu süre zarfında hep kendimi korudum ya da öyle sandım. Hayatımda iyiler kötüler, olanlar olmayanlar, gidenler kalanlar oldu. Bir baktım ben kendimi ne kadar korumaya çalışırsam çalışayım hayat başımıza getirecekleri konusunda bunu pek önemsemiyor. O zaman fark ettim ki babamın kaybı benim engel olabileceğim bir şey değildi. 

Yani ben orada olabilseydim bile, o burada olmayacaktı. Ben bu durumu engelleyemezdim. İşte bu sebepten özellikle son dört yıldır başıma ne gelirse gelsin ‘peki’ demem bu sebepten. İsyanlarım, ağlayışlarım ve sorularım azaldı artık. Cevapları bulamamakla birlikte başından beri içimde taşıdığım öfke de biraz daha azalmış görünüyor, bu da benim daha normal bir yaşam sürebilmem için iyi bir şey.

Fark ettim ki kendi içimdeki çocuk sağlıklıysa benim çocuğum da sağlıklı. Yani önce kendimi sevmem gerek, önce kendi eksiklerimi yanlışlarımı bulmam gerek ki ona doğru yolu gösterebileyim.

Çok özledim evet öyle böyle değil ama o özlemle yaşamayı öğrendim. Hayır, küçükken adını çocuğuma koymayı hiç düşünmedim ya da onun yaptığı mesleği yapmayı. Zaten seni kendi içimde yaşatmak için bunları yapmama gerek yoktu bunu biliyordum.  Kaldı ki ben adını koymayı hiç düşünmedim ama kızım yıllar önce senin bana aldığın bir ayıya senin adını verdi. Evet ayının adı Cem Dede. Eminim bunu komik bulurdun burada olsaydın çünkü bence komik. Arada sırada Yağmur, “Annneeee Cem Dede nerede?” dediğinde, bir süre manasız baksam da, evet hoşuma gidiyor. Çünkü Yağmur, onu sen aldığın için onun çok özel olduğunu düşünüyor. 

Ben de senin yaptığın birçok şeyin özel olduğunu düşünüyorum. Dünyaya gelmelerine sebep olduğun üç kız çocuğunun, yazdığın kitapların, uğruna savaştığın ideallerinin özel olduğunu düşünüyorum. Sadece hala kabul edemediğim uğruna bizi sensiz bırakan yaptığın işin. Değer miydi bilemiyorum. Eminim bir gün anlamayı becerebilirim. 

Sen gittikten sonra içimde kopan her şeyi tamir etmek için anne olduğumu düşünüyorum. Kızımı iyi bir birey olarak yetiştirmeye çabalarken, kendimi iyileştiriyorum.

İşte bu sebepten başıma gelen her şeye teşekkür ederim. Bazen yitip gidenler geride kalanlara hayata daha da sıkı tutunmaları gerektiğini hatırlatıyor. Hala seninle ilgili çözmediğim çok şey olsa da çoğu zaman sana kızmaktan kendimi alamasam da, “Seni seviyorum Cem ERSEVER, her neredeysen çok mutlu ol.”

Ps: Sonu gelmeyen cümlelerimin senden geldiğini öğrendiğim gün yüzümde oluşan gülümsemeyi fark ettiğini düşünüyorum zira yazdıklarını yıllar sonra ilk kez okuduğumda kendim yazdım sanmıştım ☺

Yaprak Karaman