Yaprak Karaman

Herkes kendi işine baksa!

IMG_1309

Çok uzunca bir süredir ciddi anlamda sivilce sorunu yaşıyorum. Ergenlikte çıkarmadığım kadar sivilce varsa otuzumu geçtikten sonra yüzümde kendilerine kalıcı bir karargâh kurdu sanırım. Hani bir korku filminde oynasam katil önce beni ortadan kaldırır o derece. (bkz: korku filmlerinde önce gözlüklü ve sivilcelinin ölmesi) 

Gitmem gereken bütün doktorlara gittim, yaptırmam gereken bütün tahlilleri yaptırdım. Sonuç: stres. Sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum sonuç böyle çıkınca. Çünkü stres, kontrol edebildiğim bir süreç değil. Oysaki üniversitede kriz yönetimi diye bir ders alıp A ile geçmiştim ama hep ezberci eğitimin sonuçları bunlar, pratiğe dökemedim sonrasında. Durum böyle olunca da daha fazla geriliyorum ve kısır bir döngü oluşuyor haliyle. Aynaya baktığımda gördüğüm yüzden memnun olmamamın yanı sıra canım acıyor sivilceler yüzünden. Yani hem manevi olarak zarar veriyor hem de fiziksel.

Kendi içimde yüzümün yeni hali sebepli yaşadığım ufak çaplı buhranın yanı sıra, beni en çok yoran insanların verdiği tepkiler. Karşılaştığımız zaman  ne yaptın yüzüne?’ diye sormalarına sinir oluyorum.

Ne yapmış olabilirim? Bilerek ve isteyerek kendi yüzüme ne yapmış olabilirim? Nasıl bir ruh halinde olmalıyım ki mercimeği geçtim bildiğin nohut büyüklüğünde sivilceleri çıkarmak için ne yapmış olabilirim? 

Dönüp dolaşıp hep aynı yere geliyorum, karşımızdaki insanın özeline saygı.  Benim yüzümde çıkan sivilceler seni ne kadar etkilemiş olabilir ki hayattaki en büyük derdin benim yüzüm olmuş oluyor ve bunu çok merak ediyorsun? Ne yaptın sorusunun cevabından tatmin olmayıp, tedavi için benim aklım yokmuşçasına önerilerde bulunuyorsun? En önemlisi ve en can sıkıcısı olarak ‘ay canım senin ne stresin var ki bu kadar?’ diyebiliyorsun? Hemen öfkelenme iyi niyetli yorumlar bunlar diyebilirsiniz belki ama hayır hiç de iyi niyetli değiller. 

Sadece dışarıdan tanık olduğumuz, belki birazını bildiğimiz ama tam olarak asla fikir sahibi olmadığımız hayatlarla ilgili yorum yapmaya bayılıyoruz gerçekten. Sanırım bir çeşit rahatlama etkisi yaratıyor bu insan üzerinde. Başkalarının hayatlarına- ki hiç dâhil olmadıkları bir yaşam oluyor bu genelde- dair fikir beyan etmek, çoğu zaman işi daha da ileri götürüp kesin yargılara varmak ayrı bir zevk veriyor sanırım. 

Neden peki? Büyük ihtimalle kendi hayatındaki olumsuzluklarla baş etme yöntemi böyle oluyor bahsettiğim kişilerin. Kendi içine, işine, eşine, çocuğuna vb. bakmak yerine (orada bir sorun ya da sıkıntı olduğunda) başkasına odaklanıyorlar. 

Kendi saçının uzamamasını benim yüzümdeki sivilceden, iyi gitmeyen evliliğini, komşusunun çocuğunun okul hayatından, mutlu olmadığı işini sadece merhabası olan bir tanıdığının köpeğinin cinsinden çıkarıyor. Bunun sebebinin de küçükken kafasını masaya çarpan çocuğun dikkatli olması için yönlendirilmesi yerine; ben döverim o masayı al sana masa al sana denmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.  Kendi hataları, eksiklikleri ya da mutsuzlukları için başkasını suçlamak ya da karşı tarafın eksiğini ön plana çıkarmak. İçinde yaşadığımız toplumun sorunlarından biri. Kendi içimize dönüp kendi dertlerimize çözüm arasak, önce kendimizi mutlu etmeye çalışsak ya da hiç olmuyorsa eksiklerimizi ya da hatalarımızı farkına varsak, kabullenip yolumuza baksak… Her konu hakkında bilgimiz, her durum karşısında bir yorumumuz olmasa. Karşımızdaki insanın var olan dertlerini, sıkıntılarını yüzüne vurmaktan ya da bence en rezili (‘rezil’den daha yumuşak bir ifade bulamadım kusuruma bakmayın) o esnada bahsettiği güzel duyguları tek bir cümle ile yerle bir etmekten vazgeçsek. Yani birtakım problemlerimiz var diye, kendi hayatlarını dertlerinden arındırmaya çalışan insanlara da engel olup onları üzmesek.

Benim de herkesin olduğu kadar derdim, tasam, korkum, öfkem var. Herkesinki kadar evet çünkü herkesin derdi kendine fazla, kendine zor gelir. Bunun yanında umutlarım, hayallerim, yapmak istediklerim de var. Sadece okuyup yazmak istiyorum mesela, tekrar üniversite okumak. Bir çiçeği iki yıldan daha fazla hayatta tutabilmek istiyorum, örneğin, üç sıradan fazla örmeyi beceremesem de atkı örmek istiyorum. 

Kimine göre saçma, gereksiz istekler, ama bana göre hayata tutunma sebebi olabiliyorlar çoğu zaman. Saygı istiyorum. Yaşadığım ortamda herkesin birbirine karşı saygılı olmasını istiyorum. Ben elimden geldiğince kimseyi üzmemeye, kırmamaya, kimsenin hayallerini küçük görmemeye çabalarken kendim için de aynı şeyi bekliyorum.

Hepimiz dönüp önce içimize bakalım. Korku, kaygı, öfke ya da neşe, mutluluk, başarı hepsi orada saklı. Bunu yapmayı başarabildiğimizde gerçekten yaşamın tadına varacağımıza inanıyorum.

Ps: 2019 herkes için çok şahane geçsin.

Yaprak Karaman