GelişimKategorisiz

Üstün performanslı mı? Dr. Ayça Köksal Konik yanıtladı…

PHOTO-2019-03-25-10-46-50

İstanbul Üniversitesi, Üstün Zekalılar Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Sevgili Ayça Köksal Konik ile üstün zekalı çocuklar ve aileleri ile ilgili merak edilen her şeyi konuştuk… 

Moi Çocuk: Ebeveynler çocuklarının üstün performanslı olduklarını nasıl anlarlar?

Dr. Ayça Köksal Konik: Anne babalara en basit tavsiye edebileceğim şey, her anne baba adayı çocuk sahibi olmaya karar verdikten ve hamilelikten sonra bir şeyler okumaya başlamalı, bir çocuk gelişim kitapları mutlaka olsun. Bebeklerin normal gelişim özellikleri nelerdir, hangi ayda ne oluyor, sosyal gülümseme ne zaman başlıyor, ilk “babıldamalar” ne zaman başlıyor, bunları bir görsünler, sonra çocuğunu bunlara göre değerlendirsin. Bunu bir pedagogda yapabilir veya bir çocuk gelişimci de. Ama annenin yapacağı gözlem çok farklı olacaktır. Dolayısıyla gelişimine çok net bir şekilde bakmalı. Ne mutlu ki çağımızda artık birçok anne baba adayı bunları yapıyor. Ve böylece ay ay gelişim dönemlerinde neler olduğunu öğreniyorlar. Bunun sonucunda normal gelişim özelliklerine uyacak bir bebek beklentisine giriyorlar. Ancak bebekleri üstün potansiyelle dünyaya geliyorsa okudukları şeylerin kendi bebeklerine uymadıklarını gözlemliyorlar. Çünkü üstün potansiyelli çocuklar doğdukları andan itibaren bütün gelişim basamaklarında, erken bir gelişim sergiliyorlar. Yani tüm gelişim yüzleri (zihinsel gelişim, kişilik gelişimi, sosyal duygusal gelişim) üstünlerde daha hızlı ilerliyor. Normal gelişim gösteren çocuklarda 1 yaşında görülecek bir özellik üstün potansiyelli çocuklarda daha erken gözlemlenebiliyor. Örneğin, sayılarla daha erken ilgileniyorlar, okuma yazma daha erken başlayabilir ama özellikle konuşma çok erken başlıyor. Bir yaşında üç dört kelimeli cümleler kurabiliyorlar. Yani konuşmak yazmaktan daha önemli bir gelişim. Kelime hazineleri çok daha geniş oluyor. Çok empatik oluyorlar. Kurallı oyunlara daha erken başlıyorlar. Genelde, kendilerinden yaşça büyüklerle arkadaşlık kurmayı tercih ediyorlar. Muhakeme yetenekleri çok gelişmiş oluyor. Yani yaşıtlarına göre neden-sonuç ilişkisini çok daha erken fark ediyorlar. Bilişsel gelişim özellikleri üstün potansiyeli düşünmek için çok net takip edebileceğimiz bir alan. Mesela hafızaları çok iyidir. Korkunç bir hafıza yetenekleri vardır. 2 yaşındayken geçtiği bir yeri 5 yaşında size; biz buraya şu zamanda gelmiştik, böyle bir şey olmuştu burada, diye hatırlatabilir, anne babalar bu duruma çok şaşırıyor ve dehşetle anlatıyorlar. Sen bunu nasıl hatırladın diyerek. Anne babaların çocuklarının farklı gelişim düzeyinde olduklarını anlayabilmeleri için Aşırı duyarlık alanlarından bahsedebiliriz. Bu aşırı duyarlık alanlarından biri duyusal aşırı duyarlık alanı; bu alan bize üstün potansiyelli çocukların çok gelişmiş sinir sistemine sahip olduğunu söylüyor. Şöyle açıklayabiliriz, çok küçük yaşlarda elbiselerin etiketlerinden rahatsız olurlar, kıyafetlerin dokularından rahatsız olabilirler, battaniyeden rahatsız olabilirler, tenine dokunan her şey onlar için rahatsız edici olabilir. Tat alma duyuları mesela çok gelişmiştir. Örneğin, bir markanın mamasını kullanıyordur aynı içerikli başka bir markanın mamasını içiremezsiniz. Bu duyularla alakalı 5 duyu organıyla alakalı bir duyarlılık. Çok yüksek sesten hoşlanmazlar. Estetik algıları yüksektir. Çok küçük yaşta bir resim sergisine gidip saatlerce gezebilirler ve oradaki resimlere bakabilirler. Estetik duyguları çok gelişmiştir. Ancak bu aşırı duyarlılık problem haline de gelebilir. Mesela, koku alma duyusu çok duyarlı olan bir çocuk sınıfın kokusundan rahatsız olabilir ve bu durum öğrenmesini etkileyebilir. Veya sınıftaki ışık, sınıfın düzeni vb. Bir diğer aşırı duyarlılık alanı ise hayal gücüne dayalı aşırı duyarlılık; Bu alan da özellikle hayal gücünün ve yaratıcı düşünmenin sınırsız olmasıyla kendini gösteriyor. O yüzden yaratıcı düşünme olarak da ifade edebiliriz. Gündelik problemlerine yaratıcı çözümler üretme bu alanın bir göstergesidir. Ayrıca üst düzey hayal gücü küçük yaşlarda hayali arkadaşlar edinmelerine sebep olabilir. Bu sağlıksız bir durum değil, hayali arkadaşı olan çocukların anne babaları korkmamalılar, çocuklar buna ihtiyaç duyuyor çünkü kendilerine uygun arkadaş bulamıyorlar. Dikkat edilmesi gereken, bu durumun ne kadar sürdüğüdür. Okula başlama süreciyle hayali arkadaşların yavaş yavaş kaybolması gerekir. Eğer kaybolmuyor ve artarak devam ediyorsa o zaman bir psikiyatristle mutlaka görüşülmesi gerekiyor. Çünkü çocukluk şizofrenisine kayabilen bir şey de olabilir. Örneğin, ilkokula gelmiş hala hayali arkadaşlar var, bunun çok sağlıklı olmadığı söylenebilir. Yani okul öncesi döneminden sonra azalarak bitmesi lazım. 3. Aşırı duyarlılık alanı ise duygusal aşırı duyarlılık alanı; üstün çocuklar sadece farklı düşünmez, aynı zamanda farklı da hissederler. Yaşıtlarının etkilenmediği birçok olay ve durumdan etkilenebilirler. Sınıfça izledikleri bir belgesel veya filmden sadece üstün potansiyelli çocuklar etkilenmiş olabilir hatta ağlayabilirler. Bununla ilgili bir anımı paylaşabilirim sizlerle. Bir gün birkaç tanılı çocuğun olduğu sınıfta (1. Sınıf) hayat bilgisi dersini gözlemliyordum. Öğretmen çevre kirliliği ile ilgili bir animasyon izlettirdi. Dünya çok kirleniyor, bitkiler ölüyor vb. temalar var. Fakat animasyonun sonunda dünya yemyeşil oluyor ve çevre kirliliği bitiyor. Tüm animasyon boyunca bir öğrenciye gözüm takıldı. Çocuk o kadar kötü hissediyordu ki. Ve en sonunda dünyanın kurtulduğunu görünce kendini tutamayıp çok derin bir ohh çekti “sonunda dünya kurtuldu” diye bağırdı. Sınıftaki başka hiçbir çocuk animasyona bu denli duygusal bir tepki vermemişti. Diğer aşırı duyarlılık alanı ise psikomotor aşırı duyarlılık alanı. Psikomotor aşırı duyarlılığa bağlı olarak üstün potansiyelli çocuklar, akranlarına oranla daha hareketli oluyorlar. Ve bu durum hiperaktivite ile karıştırılabiliyor. Ancak üstün potansiyelli çocukların hareketliliği bir enerji fazlalığıdır, dürtüsellik nadiren görülür. Hiperaktivite ise başka bir durumdur. Üstün potansiyelli çocuklar uzmanlara genelde, davranış problemi veya hareketlilik problemleriyle yönlendiriliyorlar. Çalışkan, akademik alanda iyi olan ve “uslu” çocuklar da, üstün olabileceği ihtimaliyle, uzmana yönlendiriliyorlar. Bu noktada uzmanların üstün potansiyellileri tanıyor olması büyük avantaj sağlıyor.   

Moi Çocuk: Peki bunların hepsinin birlikte mi olması gerekiyor ayrı ayrı özellikler olarak da ele alınabilir mi? Bir tanesi görüldüğünde de bir uzmanla iletişime geçmek gerekiyor mu?

Dr. Ayça Köksal Konik: Aslında çok iyi bir yere değindiniz, üstünlerdeki en önemli gelişimsel özellik eş zamanlı olmayan özellik. Yani biz bir üstün potansiyelli çocukta her alanda aynı başarıyı göremeyiz. Çok anlatılan bir çalışma vardır; bir çocuğa bir at fotoğrafı gösteriyorlar. Çocuk fotoğrafa birkaç dakika bakıyor, sonra fotoğrafı kaldırıyorlar ve önüne kağıtlar kalemler konuyor ve deniyor ki, şimdi bunu çiz. Çocuk 2-3 dakika hiçbir şey çizmeden paralize olmuş bir şekilde kalıyor ve ondan sonra korkunç bir ağlama kriziyle kalkıyor, odayı terk ediyor. Sonra neden böyle bir tepki verdiğine bakmak için bir zeka testi yapıyorlar. Zeka testinin sonunda kronolojik yaşının 5, zeka yaşının 8, ama duygusal gelişim özelliklerinin 3,5-4 yaş düzeyinde olduğu saptanıyor. Yani bu şu demek; bu at fotoğrafına 8 yaşındaki bir çocuğun gözüyle bakıyor, detayları renk geçişleri, yelesi vs o şekilde görüyor ama çizmek için ise 5 yaşında olduğu için motor becerileri yetmiyor ve bunu çizemediği için nasıl bir tepki vereceğini bilemiyor. Ağlama krizine giriyor. Maalesef, en kötüsü üstün potansiyelli bireyler bunu hayat boyu yaşayabiliyorlar. Tabii ki yetişkinliğe doğru baş etme becerileri geliştiriyorlar. Ama bu eş zamansızlık kolay kolay bitmiyor. Onun için verilecek olan eğitim ve eğitim programları düzenlenirken mutlaka sosyal, duygusal gelişimine de destek vermek lazım, Türkiye’de bu eksik. Üstünler eğitiminde bilişsel olarak çocukları iyice hızlandırıyoruz ama sosyal, duygusal eğitimleri geri planda kalıyor. Nasıl olsa o olur çok da önemli değil gibi düşünülüyor. Ama esas davranış problemleri bu noktadan başlıyor. O yüzden her alanda bir üstünlük asla beklenemez, hatta bazı alanlarda geride bile kalabilir. Bu da görülebiliyor.

Moi Çocuk: Çocuklarının üstün yetenekli olduğunu öğrenen ailelerin tepkileri nasıl oluyor?

Dr. Ayça Köksal Konik: Burada benim 3 tip ailem var. Literatürde böyle bir aile sınıflandırması yok ama benim uzun zamanki deneyimlerime göre, ortaya çıkarttığım üstün potansiyelli çocuğa sahip 3 tip aile profilim var. Bir grup, benim çocuğum tabiki üstün olacak, çünkü bu kalıtımsal bir şey, ben de öyleyim benim çocuğum da böyle olması gerekir gibi bakan, çocuğun üstünlüğünün altını çok çizen ve çocuğun bütün kişilik özelliklerini bir kenara koyup, sadece üstün özelliğine, takılmış olan ebeveyn grubu. Bir diğer grup ise; test yapıyorsunuz, rapor veriyorsunuz, tanılıyorsunuz, ama diyor ki hayır üstün değil benim çocuğum, matematikte başarısız, icat mı yaptı, ne yaptı deyip üstünlüğü kabul etmiyor. 3. grup ise tam ortada, tamam madem böyle bir şey var kime gidelim şimdi, kimden yardım alalım diyen daha araştırmacı, makul insanlar var. Tabiki bizim istediğimiz o en son söylediğim ortada olan kabullenici grup. Diğer ikisi, üstünlüğünü çok abartan ve hiç kabul etmeyen gruptaki aileler, aynı oranda çocuğa zarar veriyorlar. Ailelere sizce hangisi daha kötü diye sorduğumda hep abartan tarafı gösteriyorlar. Ama kabul etmeyen de aynı şekilde zarar veriyor. Çünkü çocuğun önce üstün oluşunu kabul etmeliyiz ki çocuğa destek olabilelim. Dolayısıyla anne babanın bu tanıyla karşılaştığı anda ilk verdiği tepkilerin daha çok kabulde zorlanma veya çok abartma şeklinde olduğunu söyleyebilirim. Onun sonrasında, üstün potansiyelliler çok fazla soru soran çocuklar oldukları için yetersizlik duygusu yaşıyor aile. Hiç durmadan arka arkaya bir saat boyunca soru sorabilirler. Anne babalar için bu çok yorucu olabiliyor. Bununla birlikte ailelerin en büyük tepkileri eğitim süreciyle ilgili oluyor. “Ne yapacağım ben şimdi, nasıl bir okula göndereceğim?” gibi eğitimleriyle ilgili bir çok soruyla/sorunla boğuştuklarına şahit oluyoruz. Aslında çok haksız sayılmazlar çünkü maalesef okul anlamında çok alternatif yok. Anne babalar ilk başta üstün potansiyelli bir çocuğunuz var sizin deyince, ah ne kadar güzel özel bir durum diye düşünüyorlar. Ancak zorluklarını bilenler ne yapacağız şimdi, keşke üstün olmasaydı, diye düşünebiliyorlar. Hep şunu söylüyorum üstün zekalı bir çocuğa sahip olmak evet zor ama aynı zamanda da çok keyifli ve çok öğretici bir yolculuk, sadece öğrenme yollarını görmek lazım.  

Moi Çocuk: Üstün potansiyelli çocuğu olan ebeveynler neler yapmalı, neleri yapmamalı?

Dr. Ayça Köksal Konik: Seminerlerde de sıkça gelen bir soru bu. Ben genel hatlarıyla anlatıyorum, mesela üstünlük nedir, nasıl desteklenmelidir, neler yapmak gerekir, mutlaka her seminerde birkaç veli el kaldırıp şunu söylüyor “Biz evde çocuğumuza ne yapalım?” Aslında ailelerin cevap olarak beklentisi şu seti alın, şu akıl oyunlarını oynatın, haftada birkaç saat dikkat geliştirme çalışmaları yapın gibi şeyler oluyor. Ben ise bunların hepsini unutun hiçbirisini yapmayın diyorum. Siz çocuğunuzla yemek yapın, çocuğunuzla sohbet edin, geleceğe yönelik sorun çözme çalışmaları yapın, müze gezin, operaya gidin, tiyatroya gidin. Bunların çok daha önemli olduğunu düşünüyorum. Her çocuğun ebeveyniyle bir anı havuzuna ihtiyacı var, oraya bir şeyler biriktirin. Orada annesiyle yaşadığı bir şeyler, babasıyla yaşadığı bir şeyler olmalı. Örnek veriyorum, 5 yaşında annesiyle gittiği bir tiyatro aklında kalabilmeli çocuğun, ama 5 yaşında oturup yapacağınız dikkat geliştirme aktiviteleri onun aklında kalmayacak. Belki de sizden nefret etmesine neden olacak. Onun için o kitabı alalım, evde yaptıralım, şunu yapalım da biraz daha fazla zekasını geliştirelim, sürekli akıl oyunları oynatalım bu çok yanlış bir şey, bunları yapmasınlar. Ama, çocuklarıyla vakit geçirsinler. Hani o tırnak içinde “Kaliteli zaman” diyoruz ya, bunun tanımını yapmak çok mümkün gelmiyor bana. “Çocuklarınızla kaliteli zaman geçirmek”, bu anne babaların kendilerini kandırma yöntemleri, bir hafta boyunca ben çocuğumu görmüyorum ama pazar günü kaliteli vakit geçiriyorum. Yeterli olduğunu düşünmüyorum. 

Moi Çocuk: Aslında kişisel bakımına yardımcı olurken de kaliteli vakit geçirilebilir, saçını hızlı hızlı taramak var, okşayarak sohbet ederek taramak var. Değil mi?

Dr. Ayça Köksal Konik: Aynen öyle. Dolayısıyla “çocuklarınızla kaliteli vakit geçirin” söylemi bir grup anne baba için bir bahane unsuru da olabiliyor. Ben bu tanımdan ziyade çocukla geçirilecek her an çok kıymetlidir ve özel olmalıdır diyorum. Dediğiniz gibi şefkatli olmak çok önemli, onun için özel bir şeyler yapmak. Mesela benim hep önerdiğim bir şey var; anne kız gününüz olsun, baba oğul gününüz olsun, o günü tamamen çocuğunuz planlasın. Yani anne kız gününde kızınız nereye gitmek istiyorsa oraya gidin, o onun için özel bir an olsun ve o kalsın zihninde, sizinle yaptıkları. 

Moi Çocuk: Yani öncelikli olarak dikkat geliştirme setlerini önermiyorsunuz, diyebilir miyiz?

Dr. Ayça Köksal Konik: Eğer dikkatle ilgili bir sorun yoksa çocuğun gereksiz yere  dikkatini geliştirmenin de bir anlamı yoktur. Çünkü o zaman çok farklı sorunlarla karşılaşılabiliyor. Örneğin, biz sizinle burada konuşuyoruz, arkadan gelen müzik var, gürültü var, insanlar dolaşıyor bizim dikkatimiz çok üst seviyede olsa, biz bu konuşmayı yapamayız. Çünkü odaklanamayız. Dikkati çok geliştirdiğimiz zaman da problemler ortaya çıkıyor. Onun için eğer dikkatle ilgili bir problem yoksa, herhangi bir pedagog, psikolog, psikiyatr, dikkatinin geliştirilmesi gerekiyor demediyse, o setleri alıp yaptırmasınlar

Moi Çocuk: Üstün potansiyelli çocuğa sahip ailelerin yaşadıkları zorluklar ve karşılaştıkları problemler nelerdir?

Dr. Ayça Köksal Konik: Birinci ve en büyük problem eğitim, doğru okulları bulmakla ilgili çok zorlanıyorlar. Zaten spesifik bu tip çocuklara eğitim veren okul yok ama gittikleri okullarda da bazen yönetim ve denk düşülen öğretmenler üstünlüğe değer vermiyorlar. Ve böyle olduğu zaman da çocuklar ve okul arasında problem oluyor. Örneğin, anne babalar diyorlar ki, biz okula bu durumu söylemeli miyiz, söylememeli miyiz, paylaşmalı mıyız paylaşmamalı mıyız. Şimdi üstünlük durumu her zaman çocukla da okulla da paylaşılmalı, ama bunun nasıl paylaşıldığı çok önemli, yani çocuğa biz üstün potansiyelli olduğunu, bir payeymiş gibi ekstra övüneceği bir durum gibi aktarırsak veya etiket gibi kullanırsak bu tehlikeli bir tavır. Ama bunun sadece bir özellik olduğunu doğru anlatmalıyız. Bu noktada tabu oyunu çok iyi bir örnek oluyor.Yukarıda üstün potansiyel var aşağıda kullanılmaması gereken bir takım ifadeler var; dahi, deha, zeki, matematik dehası, kitap kurdu, profesör. Bunun gibi kelimeler kullanılmamalı, bunu bir özellik gibi anlatmak lazım. Evet sen bu konuda daha yeteneklisin, senin buna daha fazla ilgin var, daha fazla çabalıyorsun vb. Bu konuyla alakalı o varolan özelliğe değilde gelişebilecek olan yanlarına, çabaya övgü yaparak anlatmamız gerekiyor çocuklara. Daha da somutlaştırmak için şunu söylüyorum, renkli gözlü olmak gibi aslında. Çok daha nadir görülen bir şey ama, bu durum ekstra bir fayda sağlıyor mu? Sadece güzel bir özellik. Mavi gözlü olmak güzel ama etrafa güzel bakamıyorsanız hiçbir anlamı yok. Dolayısıyla zeka da öyle ona da güzel bakmak lazım, ona da güzel bakmıyorsanız hiçbir anlamı yok. Anne babalar bu tanımlama ve çevreyi bilgilendirme konusunda çok zorlanıyorlar. Okul ortamında çocuklarını anlatmak, yaşadıkları bazı duygusal problemlerin gelişimsel özellikleri olduğunu anlatmak zor olabiliyor. Ayrıca çocuklarının akran ilişkilerinde yaşadıkları sorunlar olabiliyor. Bunları çözmekte zorlanabiliyorlar. Ancak bu sorunun çözümü ebeveynden çok okulda. Öğretmen, üstün potansiyelli çocuğu tanıyıp anlayabilirse, arkadaşlık ilişkilerinde de yönlendirici olabilir. Üstün potansiyelli çocuğu, onun gibi düşünebilen illa üstün olmasına gerek yok ama farklı ilgileri olan, farklı noktalarda derinleşen çocuklarla bir araya getirebilirse sorun bir nebze azalacaktır. Bir diğer yaşanılan sorun da anne babaların veya öğretmenlerin çocuklarla girdikleri güç savaşları. Üstün potansiyelli çocuklar bazen çok da manipülatif olabilirler. O yüzden yetişkinlere önerim üstün potansiyelli çocuklarla güç savaşından kaçının. Çünkü çocuklar genellikle kazanırlar.

Moi Çocuk: Grup terapileri var mı? Varsa, okuyucularımız için önerebilir misiniz?

Dr. Ayça Köksal Konik: Anne babalar için bu tarz alternatifler çok değil maalesef. Sosyal medyada bazı gruplar var. Onları takip edebilirler. Bunlardan bazıları UYÇAP ve Aile Destek Platformu. Bu bahsettiğim her iki grupta çok özverili çalışmalar yapıyor. Bunun dışında çok yapılandırılmış bir destek grubu bulamasalar  da gidilen bir kurs, yaz-kış okulları vb yerlerde tanıştıkları diğer ailelerden kopmamaları gerekiyor. Çünkü birliktelik çok önemli özellikle anne babalar için paylaşımlar çok önemli, hemen hemen aynı problemleri yaşıyorlar çünkü. “Yaşadığım problemi sen de yaşıyormuşsun” demek çok rahatlatıcı bir durum. Bu anlamda yapılandırılmış grup terapileri olmasa bile etraflarındaki ailelerle mutlaka bir araya gelsinler. Çay sohbetlerini biraz buna döndürsünler.

Moi Çocuk: Üstün potansiyel hali çocukla paylaşılmalı mıdır?

Dr. Ayça Köksal Konik: Paylaşılmalı ama çok dikkatli olunmalı. Anne baba bunu yapamayacaksa da bir uzmana yönlendirmeli. Çok çelişen görüşler var bu konuda asla söylemeyin, çocuk üstün zekalı olduğunu öğrenmesin. Bunu ben kabul etmiyorum. Çünkü öbür türlü biz, yaptığımız ve çocuğa verdiğimiz tanıyla çelişiyoruz. Yani bu kadar her şeyi fark eden bir çocuk kendi farklılığını nasıl fark etmesin. Gizlendiği veya doğru anlatılmadığı zaman bunu bir gariplik olarak algılıyorlar. Ben de bir gariplik var onlar gibi düşünmüyorum. Onlar gibi oyun oynamıyorum o zaman onlar gibi olmalıyım demeye başlıyor. O yüzden kesinlikle paylaşılmalı. 

Moi Çocuk: Sizce ebeveynler mi daha çok zorlanıyor yoksa çocuklar mı?

Dr. Ayça Köksal Konik: Linda Silverman çok önemli bir uzmandır bu alanda. Bir kitabında şöyle diyor;  üstün potansiyelli bir çocuğun ailesi olmak, üstün potansiyelli bir çocuk olmaktan daha zordur. Çünkü çocuğun anne baba gibi bir savunucusu var. Ama anne babanın yani ailenin hiçbir savunucusu yok. Dolayısıyla çocuk olmak evet zor ama en azından bilinçli anne babalar o zorluğu azaltmak için bir şeyler yapıyorlar. Fakat anne babalar biraz yalnız. Onların daha fazla desteğe ihtiyacı var. Daha fazla psikoloğun, psikolojik danışmanın bu çocukları tanıyıp, bu ailelerle çalışması gerekiyor bence. Bir çocuk psikoloğu her türlü çocukla çalışabilir elbette ama üstünlerin kendi doğasında sahip olduğu özellikleri bilmiyorsa anne babaya çok destek olamıyor. Özellikle bu grupla çalışan uzmanları bulmaları lazım. Çünkü onların da danışmana ihtiyaçları var. Sistemdeki tanılı çocuk, tüm sistemi etkileyebilir. Karı koca ilişkisi, kardeş ilişkileri vb. Dolayısıyla uzmanların daha sistematik bakması ve anne babaya özel destek vermesi önemli.

Moi Çocuk: Üstün performans alanları nelerdir? Öyle bir ayrımı var mı? (Fizik, matematik, müzik, spor vs.)

Dr. Ayça Köksal Konik: Her alan üstün performans alanı olabilir. Yani çocuğun, normalin dışında gösterdiği performans hangi alandaysa yazma da olabilir bu müzik de olabilir resim de olabilir konuşma da olabilir gösterdiği performans. Ancak toplumsal bir algı yaratılmaya çalışıldığını düşünüyorum ben. Örneğin; Google’da üstün potansiyelli çocuk yazıp görselleri tıkladığınızda bunu çok net görebiliyorsunuz. İlk başta gözlüklü çocuklar, matematik formülleri ve deney tüpleri arasında kalmış, icat yapan, çok fazla kitap okuyan çocuk resimleri çıkıyor. Ama ben öyle üstün potansiyelli çocuklarla çalışıyorum ki, matematik veya sayısal herhangi bir alan çok ilgisini çekmiyor, çok fazla kitap okumuyor ama dinliyor. Şimdi ne düşüneceğiz, kitap okumuyorsa, sayısal alana ilgisi yoksa üstün değil midir? Devamında keman çalan, piyano çalan, resim yapan, çocuk resimleri geliyor. Üstünlük sadece bu alanlarda kendini göstermez. Liderlik de mesela çok ciddi bir üstün performans alanıdır. Çünkü lider olmak da basit bir şey değil. Bütün her şeyi analiz edeceksiniz, bir grubu peşinizden götüreceksiniz. İnsanları ikna edeceksiniz, kırmadan dökmeden çok ciddi bir beceri gerektiren bir şey bu. Dolayısıyla sadece sunulan üstünlük tanımının dışına çıkıp çocuğun yaşıtlarından ve normalden üstün performans gösterdiği her alanın üstün performans alanı olabileceğini düşünmeliyiz.  

Moi Çocuk: Okulları üstün performanslı çocuklara uygun bir hale getiremeyeceğimizden, evdeki öğrenme ortamı nasıl olmalı?

Dr. Ayça Köksal Konik: Üstün potansiyelli çocukların eğitiminde önemli olan noktalardan birisi beklenti düzeyimizle ilgili. Bazen öğretmen veya ebeveynler, çocuklarla ilgili doğru bir beklenti geliştiremiyorlar. Bazen çok fazla şey bekliyor bazen de seviyesinin çok altında kalan bir beklenti oluşturuyorlar. Bu noktada çocuğu ve özelliklerini iyi tanımanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.  Örneğin, çocuğunuz 100’lük bir skala içinde 70’lerde performans gösterdi, ve biz biliyoruz ki bu çocuk üstün potansiyelli. Eğitim sistemi içinde çocuğun 70’lerden 80’lere çıkıp çıkamayacağına bakmamız gerekir. Burada önemli olan 80’e çıkması için zorlamamak. Ama olup olamayacağını denemek. Çünkü üstün potansiyelli çocuklar rekabetten de hoşlanıyorlar. Hayatlarında belli oranda zorlama da istiyorlar. Evde yapılabilecek en basit şey yaratıcılıklarını geliştirmek. Bu sanat yaratıcılığı da olabilir (atık malzemelerden bir şey yapmak gibi). “Sence bundan 200 yıl sonra nasıl bir dünyamız olacak?” diye bir soru sormak da olabilir. Olabildiğince düşünce becerilerini geliştirebildiğimiz, daha ileriye dönük neden sonuç ilişkisi kurarak sorgulamalar yapabileceği sorular sormanız çok önemli. En basitinden bazen anneler diyor ki; “hocam çok yoğunuz, eve geliyoruz yemek hazırlıyoruz, nasıl çocuklarımıza bunu yaptıralım?”. Yemek yapıyorsunuz ya, o yemeği yaparken çocuğunuz da yanınızda dursun, tablet tv yerine sorun ona, “Ben bu yemeğin içine neler koyuyorum, hangi sebzeleri koyuyorum, başka hangi sebzeler yeşil?”. Sınıflandırmalar yapmak, benzerlikler farklılıklar bulmak, gruplamalar yapmak, “Sence bu yemeğin içine ne katsam tadı daha iyi, farklı olabilirdi?” diyebilmek. Tüm bunlar bence evde yapılması gereken şeyler. Tabi olabildiğince uyaranları da geliştirmek lazım. 

Moi Çocuk: Mesela neler yapmalıyız?

Dr. Ayça Köksal Konik: Mutlaka sanat etkinliklerine vakit ayırmamız lazım. Daha önce konuştuğumuz gibi kaliteli vakit geçirebilmek adına haftasonları çocukları alıp müzelere götürüyoruz. Ama öncesinde hiçbir planlama yapmadan. Haydi Dolmabahçe sarayına gidelim. Evet gitmek çok güzel bir şey ama öncesinde evde oturup konuşmak lazım, Dolmabahçe Sarayı ne zaman yapılmış, ne amaçla kullanılmış, orada kimler yaşamış vb. Gerekirse internetten biraz araştırma yapmak gerekiyor. Çocuk orada ne göreceğini önceden fark etmeli ve gittiği zaman daha dikkatli bakabilmeli. Topkapı Sarayı’na gitmeden orada kaşıkçı elması olduğunu bilen çocuk, gittiğinde çok daha iyi gözlem yapacaktır. Yani bir müzeye giderken öncesinde ve sonrasında yapılması gereken şeyler var. Öncesinde araştırmak, sonrasında izlenimlerini paylaştırmak. Belki gidilen müzeyle ilgili bir resim yaptırmak, hikaye yazdırmak, hep bunun sonrasını da görmek gerekiyor. Bence evde yapılması gereken bir diğer şey, oyun oynasınlar olabildiğince, bir yerden sonra kutu oyunu da oynayabilirler. Ama en unutulmaması gereken şey, üstün potansiyelli de olsa o bir çocuk. Onun çocuk olduğunu unutmamak lazım. Sadece kutu oyunu oynamak, sadece lego yaptırmak, yeterli değil. Çocuk bunu istiyor olabilir, ama oturup başka oyunlar da oynamak lazım çocuklarla.

Moi Çocuk: Peki üstün potansiyel bir tanı mı?

Dr. Ayça Köksal Konik: Evet bu zeka testi sonucuna göre konan bir tanı. Aslında üstün potansiyeli ben kullanıyorum, bu durum farklı terimlerle ifade edilebiliyor. Üstün zeka, özel yetenek, üstün yetenek vb. Ben zekanın geliştirilebilir olduğuna vurgu yapabilmek adına potansiyel tanımını kullanıyorum. Bana daha iyi geliyor. Anne babalara da potansiyel olarak söylemek daha iyi geliyor ve sabit olmayan gelişebilir bir şey olduğunun altı çizilmiş oluyor. Aynı zamanda gerileyebilir kaygısını hafif veren bir tanım. Bu benim kullandığım bir tanım. Ama test yaptıktan sonra konan tanı Üstün Zeka. Bunun için bir takım testler var. Türkiye’de kullanılan şuan da yeni nesil, işe yarar doğru testler; WISC-4 Zeka Testi ve CAS değerlendirme bataryası. Bir de Prof. Dr. Uğur Sak hocamız Anadolu Üniversitesi’nde, Türk kültürüne uygun bir zeka testi geliştirdi. Şu anda BİLSEM tanılama süreçlerinde bu test kullanılıyor. Bu tür standardize edilmiş testleri uyguluyoruz çocuğa ve tanı koyuyoruz. Ancak Batıda böyle tek boyutlu değerlendirmeden çoktan vazgeçildi. Çocuklara test uygulansa bile aile ve öğretmen gözlemleri, farklı yetenek alanlarının değerlendirilmesi gibi çok boyutlu değerlendirmeler yapılıyor. Umarım bizde de en kısa zamanda böyle çok boyutlu değerlendirmelere geçilir. 

Moi Çocuk: Her çocuğa test yapmak zorunda mıyız? 

Dr. Ayça Köksal Konik: Hayır, asla değiliz ben test yapıyorum ama elinden tutup çocuğunu getirmiş her ailenin çocuğuna test yapmıyorum. Önce aileyle görüşüyorum. Aileden çocuğun öyküsünü alıyorum. Gerçekten gelişim basamaklarında bir farklılık var mı? Bunu anlıyorum. Çocuğu gözlemliyorum. Tüm bu değerlendirmelerin sonucunda gerekiyorsa test uyguluyorum. Test neden önemli çocuğun eğitimini düzenlemek için önemli, yani anne babaların bu testi yaptırmasında ki amaç bu olmalı eğer herhangi bir eğitim verilmeyecekse arkasından test yapmanın bir anlamı yok. Biz uzmanlar olarak, çocuğu hangi alanlarda daha çok geliştirmemiz lazım, hangi yetenekleri daha gelişmiş, hangileri biraz daha geride bunu anlamak ve sonrasında gereken müdahaleyi yapmak için test yapıyoruz.       

Moi Çocuk: Üstün potansiyellilik durumunda, cinsiyetin hissedilen bir farkı var mı?  

Dr. Ayça Köksal Konik: Evet var. Üstün potansiyelli kız çocuklarının risk grubunda değerlendirildiğini görüyoruz. Özellikle ergenlik döneminde üstün kızlar kendilerini ve özelliklerini gizleme eğiliminde olabiliyorlar. Çünkü popülerlik daha önemli hale geliyor. Bu sebeple üstünlükleri kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Bunun önlenebilmesi için özellikle kız çocuklarının daha erken tanılanması eğitimlerinin daha erken başlaması ve uygun kadın rol modellerle tanıştırılması çok önemseniyor. Üstün potansiyelli erkek çocuklar ise erkeksi değiller gibi suçlama veya yargılamalarla baş etmek zorunda kalabiliyorlar. Çünkü hassas ve empatik davranışları feminen algılanabiliyor. Dolayısıyla hem erkekler hem kızlar değer görmedikleri ortamlarda üstün oluşlarıyla ilgili farklı bedeller ödeyebiliyorlar. 

 

PS: Sabırla sorularımı cevaplandırdığı için kendisine bir kere de buradan teşekkür etmek isterim. 

Hazırlayan: Özge Özay Sökmen

Mekan: Cer Modern-Ankara