Özge Özay SökmenSöyleşi

Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik Felsefesi Üzerine…

f03b988d-a9a1-46b3-8f60-e47fb2fe291e

Alternatif Anne platformu ile başlayan yolunu Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik felsefesi ile sürdüren Gülüş Türkmen okurlarımız için SİE ve fazlası ile ilgili sorularımızı yanıtladı. 

Özge Özay Sökmen: Gülüş kısaca kendinden yaptığın işlerden bahseder misin, Gülüş Türkmen kim?

Gülüş Türkmen: 10 yıldır farklı kültürlerde çocuk yetiştirme konusuna, bir de annenin düşünce ve inanç mekanizmalarına merak sarmış bir araştırmacı yazarım.

Özge Özay Sökmen: Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik felsefesinin çıkış noktası nedir?

Gülüş Türkmen: Öncelikle şunu söylemeliyim, ortaya bir felsefe koyayım diye girmedim bu işe. 2010 yılından beri Alternatif Anne isimli bir portalı yönetiyordum. Bu portalı yönetme sürecimde bir sürü anne tutumuyla karşılaştım. Dikkatimi çeken şey; bazen çözüm olmasına rağmen annenin o çözüme direnç göstermesiydi. “Orada, tünelin ucunda ışık var bak” diyorsun ama o adım atmıyor, gitmiyor ve gitmemek için bahaneler üretiyor. Uzunca bir süre o bahaneleri kategorilendirmeye ve çözüm aramaya çalıştım. Kendimi “bu bahaneye nasıl çözüm getirebiliriz”, “şu bahaneye nasıl çözüm getirebiliriz” diye uğraşmaya verdim. Annelik Haritası böyle ortaya çıktı. İlk kitabım Anneliğin Ötesinde üniversitelerde irdelendi, analiz edildi ve bana gelen geri dönüşler şöyleydi; “Çok güzel analiz edilmiş, çok güzel eleştirilmiş ama çözüm önermemiş”. Yani benim çözüm önermemi bekliyorlarmış, ben ise şöyle düşündüm: Uzman değilim, araştırmacı gazeteciyim, çözüm dediğin şeyi uzmanların yapması gerekir.

Özge Özay Sökmen: Peki çözüm kendilerinde mi acaba? 

Gülüş Türkmen: Bunun da tehlikeli bir şey olduğunu düşünüyorum. Eğer bir anne histerikse veya paranoyaksa ve çözümün kendinde olduğunu düşünürse şöyle yapar, “Çok güzel, o zaman ben de bütün evi on üç kere deterjanlayacağım” işte sana çözüm. Yani yanlış yere gidebilir. Bunu uzmanlar eşliğinde, irdeleyerek anlatarak daha sağlam denge aramak lazım. Burada amaç denge arayışı aslında. Annelik Haritası bittiği zaman, bari bu sefer kitabı yarım kalmış hissetmesinler, bir şey önereyim, dedim. Altıncı bölümün adını; Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik (SİE) koydum. Dedim ki, de ki iyi bir ebeveyn oldun, kaç günlüğüne, kaç aylığına olursun? Buna ne kadar dayanacaksın? Bir atışlık mı iyi ebeveynlik yapacağız, sonra bu çocuk 35 yaşında hala evinde mi yaşıyor olacak? O zaman hala toleranslı olabilecek misin? Doğru yönde emek vermezsen, yanlış tarafa gittiğin zaman yanlışlık açısı gittikçe büyüyecek, çocuğun yaşı ilerledikçe aranızdaki uçurum da derinleşecek. Birçok ebeveynlik felsefesinin yaptığı gibi katı ilkeler koymak yerine genel yaklaşımlar önerdim. Bu konuyu uzmanlar eşliğinde tartışabilmemiz için Başkent Üniversitesi bize ön ayak oldu. Her uzman kendi diliyle, kendi deneyimleriyle bu başlıkları anlattı, sonra da paneller yaptık. Paneller sırasında not tuttum, nedir burada en çok tartışılan konuşulan şey, günümüz problemleri neler? Çünkü duyamadığım, fark edemediğim bir sürü şey olabilir, not tutmak çok işe yarayan bir şey. Gerçekten genel bir güvensizlik ortamında yaşadığımız ortaya çıktı, uzmanlara güvensizlik sorunu konuşuldu, işe giden annelerin üzerindeki baskı ve annelerin çok yalnızlaşması sorunu ortaya çıktı. Bu yeni başlıkları senin de geçen sene katıldığın SİE 2018’de tek tek işledik. Artık amacımız bu konuşmalar yapılsın, sonra panel yapılsın, insanlar problemlerini dile getirsinler, biz de bir konuşalım tartışalım, ben karşıt görüşleri bir göreyim onları not alayım ve sonraki sene bunların üzerinden ilerleyeyim. 

Özge Özay Sökmen: Felsefenin ismi hakkında konuşmak istiyorum, iyi kavramının anlamı nedir, iyi ebeveynlik tam olarak ne, bu iyi neye göre, kime göre iyi?

Gülüş Türkmen: Çok güzel bir soru sordun. Belki de bu SİE başlığındaki en meşakkatli kelime o. Ama fransızca da meşakkatli değil. Bunu bilirsin, “Konuş ki dinlesin Dinle ki Konuşsun” kitabının yazarları Adele Faber ve Elaine Mazlish’in, kitaplarını yöneten, benim de atölyelerini verdiğim, Roseline Roy var, ona göndermiştim. Böyle bir felsefe oluşturuyoruz Türkiye’de, ne düşünüyorsun diye, o da bana aynı soruyu sordu, iyi kime göre iyi neye göre iyi diye. Fransızca biliyordu, “Sustainable Good Parenting” demek yerine “Parentalité Bienfaisante Durable” dedim. ‘Bienfaisante’ kelimesini, fransızcadaki bir sürü ‘iyi’ arasından seçmiştim. Bienfaisante demek iyi gelen demek aslında, esas anlamı buydu. O fransızca karşılığı var, iyi gelen ama kime iyi gelen diyeceksen, burası da çok kritik: iki tarafa da iyi gelen. 

Özge Özay Sökmen: Hem çocuğa hem ebeveyne iyi gelen mi, anneye, babaya iyi gelen mi?

Gülüş Türkmen: Çok güzel. Biz çocuk merkezli olduk, eskiden öyle değilmiş. Çocuk yetiştirmek eskiden tam tersine ebeveyn merkezliymiş. Çocuk da aksesuar gibi bir şeymiş, dediğini yapmıyorsa kafasına vuruyorlarmış bir tane. Şimdi öyle değil. Ama şimdi de çocuk merkezliyiz, bu sefer ne oluyor çocuk kanepenin üzerinde zıplıyor kanepeyi devirebiliyor. Canın sağolsun diyoruz. Bunlar hep sorun, merkez ne çocuk olmalı ne de ebeveynler maalesef merkez ikisinin ortasında bir yerde! Bir tahterevalli üzerinde gibi olduğumuzu düşün; dengede durmak için bacaklardan birine diğerinden fazla ağırlık verince, denge bozuluyor. Ama sen insansın, hareketsiz duramazsın. Biraz sağa, biraz sola, sürekli bir egzersiz işi denge. Bu, şu demek değil; bir gün çocuğa gofreti verirsin, öbür gün vermezsin, kafana göre takıl olmaz. O gofret hangi koşullar altında, nasıl yenecek, bir genel geçer kuralın olmalı. Bunu sağlayabiliyorsan sürdürülebilir kılarsın kuralını. Yani ne yasaklamış oluyorsun gofreti, ne de “Aman ne istiyorsan yap, obez olduğun zaman bakarız.” dememiş oluyorsun.

Özge Özay Sökmen: “Kendi topraklarımız” kavramını çok vurguluyorsun, kendi topraklarımız derken neyi anlatmak istiyorsun, diğer ülkelerin ebeveynlikleriyle aramızda ki farklılık mı bahsettiğin şey? 

Gülüş Türkmen: Bütün sıkıntı burada. Doğal ebeveynlik üzerinden örnek vereyim mi?

Özge Özay Sökmen: O zaman önce Doğal Ebeveynlikten biraz bahsedelim.

Gülüş Türkmen: Dr. William Sears ve Martha Sears’ın Doğal Ebeveynlik kitabında gördüğümüz, 8 tane ilkesi olan, aslında çocuk merkezli, anneye bağlanmanın ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışan bir yaklaşım. Ağır eleştirilere maruz kalmış bir yaklaşım. Çünkü o 8 katı ilke, bu işi dinselleştiriyor. Bu 8 ilkeye uymazsan doğal ebeveynlik yapmış olmazsın gibi bir şeye giriliyor, böyle anlaşılıyor maalesef. Ben aslında burada niyetin çok iyi olduğunu görüyorum. Niyet neden iyi? Hangi topraklarda çıkmış doğal ebeveynlik dediğimiz şey? Amerika. Amerika’daki anne babaların durumu nedir? Kadın doğurup işine dönmek istiyor, bir an önce çocuğu kreşe falan bırakıp hayatını yaşamak istiyor. Zaten batıda bireysellik had safhada, dolayısıyla çocuk aslında yeterince bağlanamayabiliyor annesine. Bu problemi aşmak için William ve Martha Sears, böyle bir yaklaşım ortaya koyuyorlar, ne kadar kıymetli bir şey aslında, anne sevgisi üstüne gittiklerine dikkatini çekerim! Gelelim bizim toplumumuza, bizim toprağımıza. Türk annesini nasıl bilirsin? Çocuğu doğurur doğurmaz ona buna bırakabilir mi? Kariyer peşine düşebilir mi? Hayır, çok küçük bir azınlık böyle. Burada çocuğunun turşusunu kurmaya hazır anneler var! Oğlum evlenmesin de dizimin dibinde kalsın der, kurban olurum ben ona der, onu alır içime sokarım der. Dolayısıyla sen bu kadına güvenli bağlanmadan bahsedip, “Aman aman 3 yaşına gelene kadar sen bak, kreşe de gönderme!” dediğin zaman zaten sokacağı vardı içine böylece hiç çıkarmıyor. Dolayısıyla bu topraklarda ‘Attachment parenting” (bağlanma ebeveynliği) den ziyade “Detachment Parenting” (ayrışma ebeveynliği) yapmak gerekebilir aslında! ABD’ye uygun olan, Türkiye’ye uygun olmayabilir. Bizim topraklarımızdan kastım, bizim kültürümüze, bizim annelerimize uyan yaklaşımlara bakmak. 

Özge Özay Sökmen: Bizim ortak bir kültürümüz olduğuna bile çok ikna olamıyorum aslında, biz bile çok büyük bir çeşitlilik ile yaşıyoruz, o yüzden sence ebeveynlikle ilgili ortak bir kavram var mı Türk milleti için söylenebilecek?

Gülüş Türkmen: Ben Belçika’da büyüdüm, dolayısıyla bu soruna cevap verebilmem için ancak ve ancak yaptığım araştırmalara bakabilirim. Dünyanın pek çok yerinde, batıda, doğuda, farklı farklı ülkelerde ebeveynlik tarzları üzerinde yapılmış araştırmalar bulmak mümkün. Bu araştırmalarda görüyorum ki aslında ne kadar doğuya gidersen bazı şeyler artıyor. Ast-üst ilişkisi örneğin. Öğretmen kutsaldır, anne kutsaldır, yöneticiler eleştirilemez, otoritedir. Değil mi? Biz yukarıyı eleştiremiyoruz. Ama ne kadar batıya gidersen bu sefer eşitlenmeye başlıyor ilişkiler. Bazı Batı ülkelerinde patronunun sırtına vurup “naber lan koç” bile diyebiliyorsun. Aynı değişim aile içinde, mikro bağlamda da geçerli. Çok enteresan bir şey, ben de bunu anlamaya çalışırken düşündüm, bu harita üzerinde doğuyu ve batının konumlanışında, gerçekten de gözlemlediğim farklar var. Meridyen meridyen ilerledikçe derece derece artıyor sanki. İstanbul, sembolik olarak doğuyla batının kesiştiği yer. Bizim topraklarımız üzerinde doğuyla batı kesişiyor. Dolayısıyla söylediğin şey o kadar anlamlı ki: biz çok kültürlüyüz, kültür zenginiyiz! Tam da bu yüzden bir girdaptayız, işlerin karıştığı, karman çorman olduğu yerdeyiz.  

Özge Özay Sökmen: Aslında bizim doğru yolu bulmamız çok daha kolay gibi.

Gülüş Türkmen: Bravo! Evet, insanların kafası burada karışabiliyor ama aynı zamanda her şeyi görebiliyor, açsın gözünü yeter ki! Dengeyi bulabilecek ilk topraklar burası olabilir. O yüzden SİE’nin buradan çıkmasının bir anlamı vardır. 

Özge Özay Sökmen: Doğuda aynı anne değil mi soyumun devamı erkek, oğlum deyip ata erki bir yaklaşımla cinsiyet eşitsizliğini başlatırken aynı zamanda o okusun diye, kocasının karşısında bariyer gibi durup, altınını satıp onun okuması için elinden geleni yapan. Aynı anne bunu yapan.

Gülüş Türkmen: Çok yüksek tezatları var, evet. Çocuk da bunun içinden bir şekilde çıkıyor çıktığı zamanda yaralı çıkıyor. Her nereden yara aldıysa orayı düzeltmeye çalışıyor. Kore’ye doğru ilerledikçe çok daha ağır yaşanıyor bunlar. Orada anneye babaya itaat çok daha katı. Biz kendi milletimizi eleştirip duruyoruz onlar belki o eleştirecek bakış açısına bile zor sahip oluyorlar. Olmuyor demeyelim şimdi artık globalleştik, artık herkes her şeyi görüyor ama sonuçta alışkanlıklarımızı es geçemeyiz.  

Özge Özay Sökmen: Tam sorumun cevabı oldu. 

Cebinde SİE kitabı var, bu kitap bize ne anlatacak? 

Gülüş Türkmen: Kitap aralıkta çıkacak, bu kitap aslında çok yazarlı bir kitap. Kitap işin temeli, size bir temel veriyor yani onu açıp da çocuğumu günde kaç kere emzirmeliyim sorusuna cevap almış olarak kapatmayacaksınız ama bir vizyon kazanacaksınız. İşin başını edineceksiniz, zaten kendi kendinize. Bir tohum veriyorum ben size. Bu tohumu zihninize ekin. Zamanla yeşerecek, sulaya sulaya, biz de sulamanıza yardım edeceğiz SİE etkinlileri ile. Sürekli devam edecek aslında teknikte konuşuyor olacağız, bir günü sadece uyku eğitimi üzerine ayırabiliriz, bir sürü farklı uzman farklı farklı açılardan konuyu anlatabilir size. Bir sefer, tuvalet eğitimini, emzirmeyi, eğitim sistemini konuşuruz. 28 martta ‘risk’ diye çok ilginç bir başlık altında, ebeveynlikte risk alanlar konuşacak. Hangi riskler alınabilir, hangi riskler alınamaz, kime göre alınabilir, kritik bir başlık olacak.  

Özge Özay Sökmen: Destekçilerin de arttı, Edward Deci ve Richard Ryan adlı iki psikolog, sanıyorum felsefenin uluslararası literatüre girmesine yardımcı olacak, süreç nasıl ilerleyecek haberler neler?

Gülüş Türkmen: SİE, menşei Türkiye bir felsefe olarak uluslararası literatür tarafından kabul gördü. Richard Ryan ve Edward Deci aslında öz yönetim kuramını ortaya çıkaran birer duayen. Son iki yıldır da bizim akademik danışmanımız olan Özge Kantaş, onlarla birlikte çalışıyor. Özge Kantaş, hem anaokulu danışmanı olarak yaptığı çalışmalar sırasında hem de başından geçen kişisel bir olay sırasında gözlemi ile öz yönetim kuramının aslında ne kadar da SİE’yi ifade ettiğini fark ediyor ve bunu Richard Ryan ve Edward Deci ile paylaşıyor. Anlatıyor, diyor ki “Biz türk anneleri çocuğu gerçek hayata hazırlamıyoruz ve gerçek hayat bizi vurduğu zaman çuvallıyoruz.”.  Başına gelen şey şuydu; iki yaşında bir bebek öldü, bebek önce komaya girdi, bir dört gün kadar komada kaldı ve bu süreçte Özge bir uzman olarak ailenin yanındaydı, onlara destek verirken şunu yaşamış Özge, vefat eden çocuğun kuzeni gelmiş, “anne iyileşecek değil mi” demiş, anne de “tabii ki iyileşecek canım, merak etme” demiş. Şimdi bu çok sıkıntılı bir ifade aslında. Anneye desek bunun sıkıntılı bir ifade olduğunu, “ya ne deseydim çocuğa” der. “Bilmiyorum” diyemiyor yani. Oysa gerçek cevap, bu kadar basit. “İyileşmesini çok istiyorum, dua edelim” demek çok daha gerçekçi olur.

Özge Özay Sökmen: Çocukları doktora götürmeden önce acımayacak der çoğu anne baba, hayır acıyacak demek gerekiyor, dürüstlük ebeveynliğin temeli.

Gülüş Türkmen: Öyle, çünkü acıyacak. Gerçek hayata hazırlamadığın için çocuk güvensizlik ortamında büyüyor. Sonuçta bir çocuk öldü ve bir çocuk da travma geçirdi. Keşke annesiyle birlikte ağlayıp, birlikte üzülebilselerdi. Yas dönemini birlikte geçirselerdi. Çünkü gerçek dünyada bu var. Ve biz bunu yapmıyoruz. Dolayısıyla Özge Kantaş bunu ekiple konuşuyor. Ekiple birlikte SİE’nin detaylarına ve kitaba bakıyorlar. Özge bize bir bölüm yazdı. Oradaki her bir bölüm neden çok kıymetli, hangi açıdan kıymetli, her bir uzmanımızın, annemizin ifadesi ne anlamda örtüşüyor öz yönetim kuramıyla ve bundan sonra da Richard Rime bize bir önsöz yazdı. Dolayısıyla elimizde uluslararası anlamda tanınırlık almış bir felsefe var artık. 

Özge Özay Sökmen: Sürdürülebilir, gelişime imkan veren gelişim olacağı olan anlamında bir kelime. O zaman sen bu tanımı ebeveynlik içinde sunmuş oluyorsun.

Gülüş Türkmen: Aslında gelişmeye açık tanımına kadar bile gelmeden ilk anlamını düşün; sürdürmek. Var olanı sürdürmek. Neyi sürdürüyoruz peki, iyi ebeveynliği, yeterince iyi ebeveynliği sürdürmek, iyi gelen ebeveynliği sürdürmek. Çocuk merkezli bir ebeveynliği düşün, bir kızmazsın iki kızmazsın üçüncüsünde patlayıverirsin dolayısıyla sürdürülememiş olursun. Ama kendi sınırlarını baştan koyup çocuğa da baştan bir takım çerçeve çizersen bu sürdürülür. “Şu duvarı çizebilirsin ama bu duvarları çizemezsin” de denebilir, “duvara çizemezsin ama kağıda çizebilirsin” de denebilir. Biri diğerinden iyi midir? Buna anne baba karar verir. Herkese iyi gelen ve sürdürebileceğin bir şey seçmelisin. Bir haftadan, bir aydan, bir yıldan bahsetmiyoruz sonuçta. Siz artık birlikte yaşayacaksınız, bir ömürden bahsediyorum. Bu çocuk bir gün 50 yaşında olacak, sen olacaksın 80 yaşında. Sürdürülebilirlikle ilgili Anıl Çetinel’in SİE konuşmasını dinleyin, çok eğlenirsiniz. “Ne kadar zor şey diyor sür-dü-rü-le-bilir, sürülebilir olsun” diyor, “Araba gibi olsun, ama nasıl bir araba olsun onu konuşalım”…

Özge Özay Sökmen: Gelelim bu yılki SİE Konuşmalarına, nerede ve ne zaman olacak, katılmak isteyenler nereden ulaşabilir ve katılabilirler?

Gülüş Türkmen: Çankaya Norman Anadolu Lisesi’nde 7 Aralık Cumartesi günü için biletler satışta. Tüm bilgileri yeni web sitemizde bulabilirsiniz: www.sieturkiye.com