Yaprak KaramanYazarlar

Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik İnisiyatifi

PHOTO-2019-10-27-22-44-43

Geçtiğimiz hafta sonu *‘Sürdürülebilir İyi Ebeveynlik İnisiyatifi’nin SİE Konuşmaları vardı. Bu yıl üçüncüsünü düzenlediler. Konu başlığını da  Bugünün Çocukları, Yarının Ebeveynleri” olarak seçmişler. 

Üzerine düşünülecek ve adımlar atılacak bir başlık olmuş gerçekten. Çocukları hayata hazırlarken ve onlara ayakları yere sağlam basan birer birey olabilmek için yol gösterirken, yapılması gerekenleri ve yapılmaması gerekenleri hatırlamak için güzel bir gün oldu. 

Çocuklar öğrenmek ve keşfetmek için inanılmaz bir isteğe sahipler. Ne kadar çok anlatırsanız o kadar çok soruyorlar; sorularına ne kadar içten cevap verirseniz o kadar çok merak etmeye devam ediyorlar.

Elbette bu kadar çok soru sormaları bazen “Ah şiştim yeter çocuğum!” dememize neden olabiliyor, biliyorum ama sorulardan yorulduğunuzu onlara belirtmenin daha ince yolları var tabii. Ben bu kadar çok soru sorduğumda, annem de cevap vermek istemediğinde “Çünkü öyle” derdi. Asla tatmin edici bir cevap değil elbette ama Y kuşağı bebesi olarak bir Z kuşağına göre daha sakin karşılıyordum bu durumu ☺ 

Şimdiki çocuklara ‘çünkü öyle’ ya da ‘kimse yapmazdan da ondan’ deseniz, sizi duymayı reddederek kendi akıllarına yatacak bir cevap alana kadar soru sormaya devam ediyorlar. Burada devreye dengede kalmak giriyor. Ebeveyn ve çocuk iletişimde, (aslında insanın iletişim halinde olduğu her yerde) sınırlar, karşılıklı saygı ve sorumluluklar olduğunu hem çocuk hem de ebeveyn aklından çıkarmamalı. Siz ona ne kadar sabırlı, saygılı ve özenli davranırsanız o da size ve yarın büyüyüp de anne/baba olduğunda kendi çocuğuna o şekilde davranacak. Bizim toplumumuzda saygı genellikle yaşça büyük olana gösterilmesi gereken bir durum. Oysa karşındakinden saygı beklemen için, senin de ona aynı şekilde davranman gerekir. Seminer sırasında verilen örneklerden biri ‘bu çocuk bizi hiç dinlemiyor hocam’ şeklinde idi. Peki siz onu dinliyor musunuz? Gerçekten dinliyor musunuz? 

Gözünün içine bakarak, ne demek istediğini o anki ruh halini gerçekten özümseyerek dinliyor musunuz?  Bu durum benim için karşılıklı saygı duyulmasını anlatmak için çok güzel bir örnek. Çünkü ben konuşurken beni dinlemeyen, başka bir iş ile uğraşan, o esnada ruhen orada olmayan hiç kimse ile konuşmuyorum ya da konuşmaya başladığımda dinlenmediğimi fark edersem konuşmamı bitiriyorum. Tersi durumda yani dinleyici bensem eğer ve dinleyemeyeceksem karşımdakini bunu ona nazik bir şekilde açıklıyorum. Çocuklar üzerinden gittiğimiz için, evet kızıma da açıklıyorum; “Anlatmak istediğinin farkındayım ama şu an dinleyemeyecek kadar yorgunum ya da yoğunum. Kendimi iyi hissettiğimde ya da işim bittiğinde konuşsak olur mu?” diyorum ve evet sonrasında onu dinlemeye hazır olduğumu söylemek için yanına gidiyorum. 

Fikirleri olmasına, öğrenme merakına, kendi dünyasında yaşadıklarını bizimle paylaşmaya duyduğu heyecana saygım sonsuz. Bu yaşına kadar hep anlattım, hep dinledim. Her istediğini elbette yapmadım fakat neden olmayacağını her zaman ona açıkladım. Daha evli bile değilken izlediğim bir programda anlatılanlardan, aklımda kalanla, onunla hep eşit seviyede konuştum. Ya onu yanıma oturttum ya da ben onun boyuna gelmek için eğildim. 

Kızdığım zamanlarda sesimin tonuna dikkat ettim. Çünkü anladım ki bağırdığımda onun gözünde ateşler saçan bir ejderhadan farkım kalmıyor. Ne ben neden kızdığımı anlatabiliyorum öyle, ne de o benim ne demek istediğimi anlayabiliyor sesler yükselince. Elbette bunları yaşayarak öğrendim ne zaman sakin kaldım o zaman daha kolay bir iletişim kurduğumu anladım. Sadece çocuğumla değil, iş hayatımda ya da sosyal hayatımda da insanlarla aynı şekilde iletişim halindeyim.

Çocuk ve ebeveyn arasındaki ilişkinin dengesinden sonra konu kadın erkek arasındaki dengeye geldi. Bu arada hiç sözlük anlamına baktınız mı dengenin? Elbette ne demek olduğun bildiğinizi biliyorum ama TDK’daki anlamları çok naif oluyor bazı kelimelerin. 

Denge: Bir insanın devrilmeden durma hâli. 

               Zihinsel ve duygusal uyum, istikrar.

Bir insanın devrilmeden durabilmesi için hem gerçek anlamda hem de mecazi anlamda kendine eşit bir insanla yan yana olması gerekir. İlişki içinde olmak, evli olmak hele bir de bu ilişkiye dünyaya gelen bir çocuğu dahil edip onu hayata hazırlamak için birbirine destek olan iki kişinin yaşamın her noktasında eşit olduklarını kabul etmeleri gerek. Hayata bakış açıları, olaylar karşısında verdikleri tepkiler benzer olmalı. Kadının, cinsiyeti gereği ‘sadece yemek yapabilen, evi derleyip toplayan, çocukla ilgilenen’ olmadığını bilen erkekler ile erkeğin ‘para kazanıp evi geçindiren, gerektiğinde çocuğu korkutmak için(!)’ var olduğuna inanılan biri olmadığını özümseyen kadınların birlikteliği. Erkeğin yeri geldiğinde yemek yaptığı, kadının elinde çekiç, çivi, tornavida ile tamirata başladığı hayatlar eşit benim gözümde. 

Mesleklerin kadın işi erkek işi olarak ayrılmadığı, bebekle oynadı diye oğlan çocuğunun erkekliğinin zeval bulmadığı, uzaktan kumandalı kamyonuyla neşe içindeki kızın, ileride evlenemeyeceği gibi, aklın almadığı düşüncelerin olmadığı bir gelecek eşit çocuklarımız için. 

Bebekleri olduğu kadar arabaları var kızımın. Aşçılık oynayıp yemekler pişirdiği karşı cinsten arkadaşları var mesela. Cinsiyetçi yaklaşım maalesef zihniyet olarak yerleşmiş çok öncelerden kültürümüze bu sebeple kadın ile erkeğin eşit olduğunu anlatmak ve anlamak bizlere düşüyor. Kadın ya da erkek olduğumuz için değil insan olduğumuz için var olma hakkına sahibiz bu hayatta. 

Saygıyı, eşitliği, kuralları, öfkelenirken sakin kalabilmeyi anlatırken elbette unutmamız gereken karşımızdakilerin çocuk olduğu. Sonsuz hayal güçlerinin yanında kendi iç dünyalarında çok kolay kırılabildiklerini unutmamak gerek. Özgür olabilmelerini sağlayabilmek, içlerindeki keşif yapma isteğini desteklemek gerek. Doğuştan gelen yaratıcılık kabiliyetine ket vurmadan, içlerindeki sanatçı ruhu yok etmeden, olabilecek olanı onlara anlatmak, iyiyi kötüyü doğruyu yanlışı onlara aktarabilmek gerek.

Böylelikle dengede kalabilmek, o dengeli hali yaşamın her alanına sığdırmak, bunu sürdürebilmek ve bu durumu onların da hayatına aktarabilmek yarının ebeveynleri olan çocuklarımızın gelişimi için önem taşıyor.    

Bazı zamanlarda raydan çıktığını düşündüğümüz ya da ipin ucunu bulamadığımız hayatımızın en güzel yanı olan çocuklarımızla iç içe ama birbirimizden bağımsız olduğumuz nice güzel günlere.

2020 hepimize çok mutlu olduğumuz anlar getirsin ☺ 

Yaprak Karaman