Kategorisiz

Boş Anmak…

IMG_5147 2

Bayram tatilimizin ilk gününü çocukları ekrana kilitleyecek, sürükleyici bir macerayı tam üç kez seyrederek geçirdik: ‘’The Incredibles’’ (İnanılmaz Aile).

Yeni bir film değil ancak benim oğullarım için yeni. Filmin sonlarına yakın bir sahnede, İnanılmaz Baba İnanılmaz Anne’ye, kendisini eskisi kadar güçlü hissetmediğini nihayet itiraf eder. İnanılmaz Anne bunu duyduğunda, üç çocuğunun babası, onca yıllık sevgili eşinin dudaklarına şefkat dolu bir öpücük kondurur. Tam da o anda minik oğlum Ali Ozan ‘’Anneciğim, işte ‘AŞKLIK’ böyle bir şey, değil mi? ‘’ diye soruvermez mi. ‘’Evet, oğlum.’’ dedim gözlerine sevecen bakarak. ‘’Ama anne, bu harika !
’’ diye ekledi Aliş. ‘’Doğru biriciğim, aşk harikadır.’’ Sarılıp öpüştük.

Başımın içinde, o ilk duyduğumda çok etkilenip de ‘’Bir gün bana bu şarkıyı gözlerimin içine bakarak söyleyecek adamla evleneceğim,’’ dediğim şarkının nameleri gezinmeye başladı:

*Solsan da sararsan yine gül pembe dehensin
Rabbin bana bir nimeti varsa o da sensin
Sinem ebediyen o güzel tenle bezensin
Rabbin bana bir nimeti varsa o da sensin

Ne kadar anlamlıydı oysa bundan 7 sene önce bu sözler benim için. Kendime söz verdiğim gibi de yapmışken üstelik. Şimdi böylesine boş anmak bu güzelim sözleri, yazanına da besteleyenine de ayıp etmişim gibi mahcup hissettirdi beni.

Bayramın ikinci gününde, öncelikle –söz verdiğim gibi- apartmanın 14. Katından başlayarak alt katlara doğru bütün kapı zillerini teker teker basıp bayram kutladık ve bayram şekeri topladık. Oğullarımın ileride bayramlara dair gülümseyerek hatırlayabilecekleri bir anısı olsun istemiştim. Akşam saatlerinde Bostancı Gösteri Merkezi’ndeki Lunapark’a götürdüm onları. Tam bir buçuk saat boyunca kendimizden geçene kadar ses, ritim, renk ve ışık bombardımanına tutulduk üçümüz de. Saat dokuz sularında taksi ile evimize dönerken başladı Emre’nin mızırdanmaları. ‘’Mutlu değilim anne,’’ diyordu sürekli.

Eve ulaşana kadar, onun -yapay olduğuna kendimi inandırdığım- huzursuzluğu Ali Ozan’a da bulaşmıştı. Nihayet uyku öncesi son hazırlıklarımız için banyoya girdiğimizde kızılca kıyamet koptu. ‘’Mutsuzum anne. Beni mutlu etmek için hiçbir şey yapmıyorsun. Senin görevin bizi mutlu etmek değil mi? ‘’

O ana kadar çocuktur, sabırlı ol diyen içsesim kontrolden çıktı. Bu kadar da haksızlık olmazdı. ‘’Sürekli olarak bunu söylüyorsun Emre. Son bir haftadır, adeta sistemli olarak, her akşam aynı saatlerde mutlu olmadığını, seni mutlu edemediğimi söyleyip içimi acıtıyorsun. Ama bu gece anladım ki sen bunu bilinçli yapıyorsun ve bu gece karar verdim; artık bu sözün beni incitmeyecek. Ağlamayacağım bu gece.‘’

Emre sözü uzatınca, ‘’Bak oğlum annenle baban boşandığı için kendini mutsuz hissedebilirsin. Bunu anlıyorum. Annenle baban boşanmış olabilir ama bu, dünyanın sonu değil, biliyorsun; bak, hayatımız devam ediyor.’’

O noktaya kadar çocukça zırıldanmalar diye düşündüğüm sesler kesiliverdi Emre’mden. Oğlumun gözlerine bile bakmadan sözcükleri peş peşe sıraladığımı fark ettiğim an, onun o minicik erkek elleri ile yanaklarımı tutup yüzümü yüzüne, gözümü de gözüne değdirdiği andı. Onun yaşında bir çocuktan, o denli hararetli bir ortamda asla beklenmeyecek bir sükûnetle, ‘’Benim için dünyanın eeeen sonu anneciğim.’’ diyerek göğsünde son 17 aydır hapsettiği bütün sessiz çığlıkları kanatlandırıverdi Yunus Emre’m. Sözlerimi, sözcüklerimi, beni elim kolum bağlı bıraktıklarını umursamadan, açlıklarına çare yem gibi tüketti oğlumun saldığı hüzün kuşları…

Biz boşansak da, çocuklarımız boş anmıyordu…

*Mısırlı İbrahim Efendi’nin Hicaz şarkısı

 

Fatma Esin KALYONCU
Eğitim Yöneticisi / Eğitim Danışmanı