Yaprak KaramanYazarlar

Sosyal mesafe bir toplum kuralıdır ;)

IMG20200508222915

Yeni normal, normal, eski normal, eskisi gibi… 

Hangisini yaşadığımızı tam olarak anlamadığım bir hayata başladık gibi geliyor bana haziran ayı itibariyle.

Nöbetleşe gittiğimiz ya da hiç gitmediğimiz işlerimize eski normaldeki gibi fakat yeni normaldeki kurallar ile her gün gitmeye başladık büyük bir çoğunluk olarak. 

Yirmi kişilik asansöre ‘ay ben zayıfım araya sıkışırım’ diyerek yirmi birinci olmaya çabalarken eskiden, şu an dört kişilik asansöre binmeyerek merdiven kullanmaya başlayan insanlar olduk. 

Marketlerdeki insan sayısı azalmış olmakla birlikte kasada sıra beklerken hala ensemde bekleyen insanlar olabiliyor. Bu da yeni normal az sayılı marketin mesafe tanımaz eski müşterilerine örnek olabilir.

Ben işe gidiyorum fakat okullar hala çevrimiçi eğitim veriyor. Ekrandan uzak tutalım dediğimiz yavrucaklar ekrana bağlı ders dinler oldular. İşin ilginci sekiz yaşındaki bebeler oyun oynamak için de aynı sistemi kullanır oldu. Tableti, telefonu bırakın da birbirinizle oynayın çocuğum derken eskiden, yeni normalde haydi bak bu şifren arkadaşların buluşma başlatmış oyun oynayın der olduk. 

Bununla birlikte ağustos ortası bazı eğitim kurumları eğitim hayatına başlayacak. Dip dibe oturdukları sınıflarda sosyal mesafe ile nasıl oturacaklar merak içindeyim. Yemek yerken eskisi gibi yemekhaneye çıkıp, yeni normal hangi kurallar ile öğle yemeklerini yiyecekler acaba?

On bir marttan öncesi/sonrası varken hayatımızda, haziran itibari ile de bir öncesi/sonrası geliverdi yaşamlarımıza.

İlk öncesi/sonrasında eve kapanalım, kimse ile temas etmeyelim, mümkünse bütün alışverişlerimizde interneti kullanalım, aldıklarımızı önce dışarıda bekletip sonra deterjanlı sularla yıkayalım sonra tekrar dışarıda bekletip, öyle yerleştirelim, yıllarca aynı salata kâsesinden yerken onları ayıralım, mümkünse aynı ev içinde ayrı bir şekilde yaşayalım diyorduk. Zamanla dışarı eskisine oranla neredeyse hiç çıkmadığımız için tehlikede olmadığımız bu sebeple aile içinde temasımızı kesmeye gerek olmadığına, alışverişi haftada bir gün dışarı çıkarak yaparsak da herhangi bir risk taşımadığımıza karar vererek fiili olarak yapmaya başladık. Fakat alınanlar hala bir süre bekletilip, deterjanlı su ile temizlenmeye devam etti. 

Zamanla karşı komşumuzun bizi hasta etmeyeceğine karar verip merdivenlerde yan yana durursak bir şey olmayacağına ikna olduk. Eski normalde uzakta yaşayan akrabalar ile arada sırada yaptığımız görüntülü telefon görüşmeleri, izolasyon ve yeni normalde her akşam yapılan –hem de aynı şehirde yaşadığımız akrabalarımızla- sıradan bir eylem halini aldı. Bu noktada fikrimi belirtmek isterim ki denizaşırı ülkede yaşamıyorsak bence hiçbir zaman görüntülü konuşmayalım, sırf telefonda bir görüşme yapacağım diye saçımı başımı düzeltmek ya da üzerimi değiştirmek istemiyorum lakin olmuyor tabii öyle bir şey. Yani eskiden’ ay aradık ama müsait miydiniz?’ diye yapılan görüntülü aramalar bu süreçte normal telefon konuşmalarının yerini aldı.  (Görüntülü konuşmalara bu kadar tavırlı olmamın sebebi bütün gün insanlarla yüz yüze çok fazla konuşuyor olmam, aslında işten eve gelince görüntülüyü bırakın normal bir telefon konuşması bile fazla geliyor bazı günler. Tamamen benim huysuzluğum yani.) 

Günlük rutinlerimizin değişmeye uğramasının yanında psikolojimizde değişti. Ben on üç martta eve girip, sonra ilk kez otuz martta dışarı çıktım işe gitmek için. O sabah evden çıktığımda hislerimin soluduğum havanın beni zehirleyeceği yönünde olmasıydı. Tabii ki olmadı fakat ellerimi hiçbir yere sürmemeye çalışmam, mümkünse kimse ile bırakın aynı odada olmayı, konuşmak zorunda kalmamayı umdum.

Bir haftalık nöbet sonrası iki hafta evde kaldım. Bu süreçte yapamadığım şeyleri yapmak için inanılmaz bir istek duysam da yapmaya başlamam zaman aldı. Resim yapabildiğimi keşfettim. (İlkokul 3 seviyesinde, benim için büyük başarı.) Yemek yapmayı zorunluluk olduğu sürece sevmediğimi tekrar kavradım. Daha çok düşünmeye haliyle daha çok yazmaya başladım. Başka bir şehirde olduğu için katılamadığım birçok atölyeye internet vasıtası ile dâhil oldum. Sanırım bu salgının benim için tek artısı. Minik bir çocuk gibi annemi çok özledim mesela. Fakat çoğu insanın aksine eve kapatılmış ve çok mutsuz hissetmedim kendimi. Yanımda sevdiklerim, aklımda düşüncelerim ve bir kâğıt bir kalem olan her yer benim mutlu olmama yetiyor çünkü.

O zamandan bu zamana yani haziran sonrasına gelince esnek çalışma saatleri normale dönünce; evraklara temas etme hali, alış veriş sonrası alınan para üsteleri, aynı odada en az beş kişi ile bulunma zorunluluğunu aldı durum. Yeni mi olalım yoksa eskisi gibi devam mı edelim bilemedik. 

İşte bu yüzden yeni normalle eski düzene uyum sağlamak biraz zaman alacak gibi görünüyor. İnsan evladı bulunduğu ortama ayak uydurabilme konusunda neyse ki başarılı bir canlı. Bu durumu da başarabiliriz gibi geliyor. (Bu salgın döneminde içime Pollyanna kaçtı galiba, benden beklenmeyen umut dolu bir cümle kurdum.)

Her şey normale döndüğünde umarım daha bilinçli bireyler olarak atlatmış oluruz bu durumu. Mesela sosyal mesafe dediğimiz şey dünya genelinde bir salgın olduğunda uygulanacak bir korunma hareketi değil, sıra beklerken her yerde uyulması gereken bir toplum kuralıdır 😉
 

Özlemle beklediğimiz, nihayetinde gelen yaz ayının hayatlarınıza da güneş gibi etki etmesini dilerim.

Yaprak