Ayhan Yalçınkaya

Düşünüyorum;

Durup yukarı, yanından geçtiği ağaca, kollarına yapraklarına bakar.

Nasıl her birinin ayrı ayrı karakteri,

Bakınca insanı farklı farklı hissettirdiklerini görebilir.

Ya da ayağının dibindeki tırtılı görür.

Aheste aheste gidişindeki güzelliği görür.

*

Mesela

Benim dev gökdelenlerim yok,

Ona verebileceğm.

Gece etrafa ışık saçan.

Ya da onlara yakın bir evim yok.

Ki gece baktığında yıldızları görür.

Belki onlardaki derin güzelliği,

Belki özlediği birinin de aynı yıldızlara baktığını düşünür.

*

Herkes iyi bir şey olduğunu söylese dahi

Benim geçmişten ders almalarım pek yok.

Ona verebileceğim.

Ders almakla almamanın arasındaki farkı hiç anlamadımki.

Kötü kötüdür.

Düşünürsen kötü hissedersin.

Ki hepimizin bir zaman, bir defa, bir dönem, bir ara

Yalan söyleyeceğimizi,

Kötülük isteyeceğimizi,

Bir canavara dönüşebileceğimizi

Yani yorumlayıp, yargılamak yerine

İnsanın sadece iyi, sadece kötü değil ikisinin birleşimi olduğunu anlar.

*

Mesela

Benim seçmelerim, seviyelendirmelerim yok.

Ona verebileceğim.

Hiç bir canlıyı,

Hiç bir olayı,

Hiç bir eşyayı iyi ya da kötü diye sınıflandırıp seçmelerim yok.

Bu sayede bütün canlıların,

Bütün olup bitenin,

Bütün başımıza gelenin,

İyi ve kötü diye ayrılmadığını

Aksine

Geceyle gündüz gibi birbirine bağlı olduğunu anlar.

Biri olmadan diğerinin olmayacağını.

*

Mesela,

Pek bir şey bildiğim yok benim.

Ona verebileceğim.

Sözde bilgi çağında,

İnsanın hikayesinin başladığından beri

O an

Ne bildiğin değil

Ne yaptığının,

Nasıl yaptığının önemli olduğunu anlar.

*

Düşünüyorum;

Bir sürü ‘yoklarım’ var benim.

Oğluma verebileceğim.