Özge Özay SökmenSöyleşi

O bir anne… O bir fenomen… O bir “hihieved”… Sorularımızı cevaplandırdı, Emiyor mu?

Moi Çocuk: Hande merhaba, ‘hihieved’ nasıl ortaya çıktı?

Hande Birsay: Kerem birkaç aylıktı. Doğum iznim henüz bitmemiş, ne yapacağımı bilemez halde salondaki koltuğa yığılmış oturuyordum. Bir anda karşımda dikilen neon renkli plastik çitleri gördüm. Ben bu çitlerden asla almayacaktım. Çocuğum keşfederek büyüyecekti. Ayrıca alsam bile odasında dururdu; salon ortak alandı. Bir evde çocuk var diye evin her köşesi çocuk tarafından işgal edilmiş olamazdı, özel alanlarımız vardı. O kokulu mumlar her akşam yanmaya devam edecekti. Sonra üstüme baktım; kusmuk lekeli, yakası bağrı kaymış bir tişört. Anne olmak, bakımsız olmak demek değildi, olmamalıydı. Annemle çok yakın da oturmayacaktım. Üst katında oturuyoruz ve aldığımız en doğru kararlardan biri olabilir! Tüm bunlar birleşti ve “Böyle mi olacaktı?” diyerek halime gülmeye ve kafamda kurduğum tüm mükemmel hikayelere “hı hı evet” demeye başladım. Instagram’da açtığım hesabın ilk paylaşımları o plastik çitler ve kusmuklu tişörtlü selfie’m. Fitili onlar ateşledi, yangın sonra büyüdü.

Moi Çocuk: Annelerin üzerindeki bu baskı sence biter mi?

Hande Birsay: Yeni annelik sürecinde sadece kendi kendinize kurduğunuz o pembe annelik hayalleriyle değil; çevre baskısıyla da uğraşıyorsunuz. Bu süreçte maruz kaldığınız iki türlü baskı var: “Emiyor mu?”cu teyzeler, amcalar ve taksi şoförleri ve ağzı olan hemen herkes. Diğeri de; hayat öyle olacak sandığınız mükemmel hayatı yaşayanlar. Sen pembe fiyonklu elbiseli anne kız kombinleri, hamilelikte 2 kg almış, doğumda 132 kg vermiş örnekleri “layklarken” o sırada evinin tavanından mercimek köftesi sallanıyor; göbeğin senden bağımsız ayrı bir cumhuriyet oluşturmuş. Baskı gibi gözükmeyen o pembeliğin daha uzun vadeli acıttığını düşünüyorum.

Moi Çocuk: Baskının hangisi daha yıkıcı; hemcins ebeveynler mi teyzeler mi?

Hande Birsay: Teyzeler olarak isimlendirdiğimiz ama yaş/cinsiyet fark etmeyen grubun kimi zaman iyi niyetli, çoğunlukla meraklı ve empati yoksunu sorularına bir süre sonra kayıtsız kalabiliyorsunuz. Anneliği el yordamıyla öğreniyor, çocuğunuzu ve ihtiyaçlarını tanımaya başlıyor ve dışarıdan gelen tepkilere içinizden ya da dışınızdan “hihieved” deyip geçebiliyorsunuz. Ama diğeri, çok daha sistematik ve uzun süre devam eden bir süreç. Yetersizlik duygusunu düzenli olarak besleyen, anneliğini mütemadiyen gözden geçirten, “yine neyi eksik yaptım?”ı kadının üzerine yükleyen (babalar ne yazık ki pek de böyle sorularla uğraşmıyorlar) uzun soluklu bir baskı türü.

Moi Çocuk: Takipçilerin sende hangi eksik yanlarını buluyor? Şahsen ben kendimi buluyorum. Anneliğimi, mükemmel olmayışımı ve hatalarımı. Ama her şeyden önce kendimi.

Hande Birsay: Mükemmellik kavramı, baştan sorunlu. Kime göre, neye göre mükemmel? Mükemmel diye bir şey yok; mükemmel hangi sözcüğün önüne gelse sorunlu. Süper çocuk, harika çocuk, supermom, muhteşem anne, dahi çocuk… Mükemmellik her alanda tartışılması gereken göreceli bir kavram, annelik söz konusu olunca ise dev bir hayal! Hayatımın hiçbir alanında mükemmel değilim; ne öğrenciyken mükemmel olabildim, ne kariyerimde, ne eş olarak, ne evlat olarak, ne de anne olarak. Kusur demek de istemiyorum ama genel geçer kabul edilen “makbul”un dışındayız. Hemen hepimiz ve çok kalabalığız. Evliliklerimiz çocuktan sonra sınavlardan geçiyor, eşlerimizle olan ilişkimiz biçim değiştiriyor, ister çalışalım ister evde çocuğumuzla olalım, yetersizlik duygusu bizi asla terk etmiyor, ıspanak suyuyla öğün geçiştiremiyoruz, çocuğumuz dur deyince durmuyor, uyu deyince uyumuyor, karnımızdayken Mozart dinlettiğimiz çocuklarımız Ankara havası oynuyor, eski biz değil yepyeni bir biz var… Bunları dile getirmek kutsal annelik mitine zeval getirecekse, getirsin. Yaşadığımız süreçleri mint yeşili değil de kahverenginin tonlarıyla da anlatabilelim. Mutlak olan her şeyi tartışalım. Bu, bizi eksik anne-baba yapmaz. Mükemmel bir anne olamadım, iyi ki de olamadım. Kerem bana hayatı her gün yeniden öğretiyor!

Moi Çocuk: Bunu yakalamak çok zor olmalı. Çünkü instagramda görüyoruz, bazı hesaplarda çizilen tablo çok pürüzsüz. Sen öylesini değil de sanki perdenin öbür tarafını seçmiş gibisin. Değil mi?

Hande Birsay: Sosyal medya, doğası gereği bir vitrin. 723627 kare içinden elbette en iyi çıktığımız kareyi koyuyor; şık bir kahve sunumu gördük mü masadaki diğer kişilere dünyayı dar edip “HİÇBİR ŞEYE DOKUNMAYIN, FOTOĞRAF ÇEKİYORUM!” yapıyoruz. Ama bunu çocukla yapmak çok zor! Yapabilenlerin ciddi bir çaba harcadığını düşünüyorum. Kendilerini öyle iyi hissediyorlar, o da ayrı bir onaylanma ihtiyacına denk geliyor. Bu hesabı, anneliğimi onaylatma veya alkış alma alanı olarak değil, pek de konuşulmayan, perde arkasında kalan tecrübeleri aktarma alanı olarak kurguladım. Annelik ne sadece gördüğümüz o superfit hayatlar, ne de sadece benim anlattıklarım. Annelik hepsi! Paylaşımlar yüzünden çocuğunu TV başına kitlemiş, beş öğün cipsle besleyen, her gün ağlatan ve yerlerden toplayan bir anne olduğumu sananlar var. Kerem’i görünce “E gülüyor” diyorlar. Tabii ki gülüyor. Ama zaten gülen çocuk, gülen anne paylaşımları yeteri kadar yok mu? Biraz da “Aytek”ler konuşsun…

Moi Çocuk: Bütün bu mükemmeliyetçiliğe karşı aldığın tavır, eşin tarafından nasıl karşılanıyor?

Hande Birsay: Hihieved’in oluşmasında eşim Can’ın büyük payı var. O gerçek fotoğrafları gizlice çeken, benimle her gün ara ara paylaşan o. Acayip bir fotoğraf arşivi var ve elinde hala hiç görmediğim fotoğraflar olduğuna eminim. O gün post girmek hiç aklımda yokken, öyle bir fotoğraf yolluyor ki ve ben o fotoğrafın çekildiğinden de o kadar habersizim ki; metin de tüm doğallığıyla o an çıkıveriyor. Biz hatalarımızı, eksikliklerimizi konuşabilen bir çift ve anne babayız. Kerem hayatımızın en güzel yanı ama onsuz tatile de gidiyoruz ve bu zamanlara anne-baba zamanı demiyoruz. Çünkü anne baba olmadan önceki hayatımızı hatırlamaya da ihtiyacımız var. Bunun Kerem’le olan ilişkimize de iyi geldiğini düşünüyorum.

Moi Çocuk: Sen sessizliğin sesi anne isyanının bir hareketi gibisin. Geldiğin noktadan memnun musun?

Hande Birsay: Yapmaya çalıştığım şey, kendi yaşadığım süreçler üzerinden dalgamı geçmekti en başta. Bu kadar kalabalık olduğumuzun farkında değildim. Ağzıma helva tıktığım o meşhur fotoğrafı koyduğum gün Can’a “Bugün bir fotoğraf koydum, herhalde akşama hesabı kapatırım. Jübilem olur, ya da başka bir şey olur” demiştim. İkincisi oldu. Hihieved ile kendi sesime ses ararken, başkalarının da sesi oldum. Eskiden sessizce aramızda konuştuğumuz şeyler, tek tük çıkan o “aykırı” sesler artık çok daha gür. Birlikte çok güzeliz!

Moi Çocuk: Son olarak kitabından bahsetmeni istiyorum. Emiyor mu? Ne kadar tüyleri ürperten bir soru. Bu soruyu çok mu duydun?

Hande Birsay: Ben bir prematüre annesiyim. Kerem 32 haftalık dünyaya geldi, bir ay yoğun bakımda kaldı. Birbirimize dokunmamız çok zaman aldı; memeyle ise çok geç tanıştı. O zamana kadar borularla beslenen bir bebek, anne memesi görünce yapışmıyor ne yazık ki. İyi kötü sütüm vardı, hep sağdım. Onun yoğun bakım fotoğraflarına bakarak, ağlayarak sağdım. Olmaya da bilirdi! Evet anne sütü mucizevi bir besin, emzirmek de ayrı bir deneyim. Süt varsa ve bir damla da olsa, ne şekilde verilebiliyorsa verilsin, çok değerli. Ama yoksa da dünyanın sonu değil. Kerem’e mama verdiğim ilk gün, dünyanın en kötü annesi olduğumu düşünmüştüm. Duyduğum her “Emiyor mu?” sorusu omuzlarımı daha da düşürüyor, yetersizlik hissini daha da çoğaltıyordu. “Her annenin sütü vardır, inanırsanız gelir, ısrar ederseniz gelir” demek, bebeğine anne sütü veremeyen annelere “Sen beceremedin seni küçük eksik şey!” demek.

Çocuklarımızı mükemmel sevelim yeter. Ben bunu yapmaya çalışıyorum. Geri kalan her şeye hihieved!

Fotoğraflar: Gözde KUMRU GEDİKOĞLU