Ceylan TakılYazarlar

Rahmi M. Koç Müzesi-Tarihi miras dedikleri…

Okullar açılalı henüz 2 ay oldu, ilk sezonun yarısındayız. Maraton son sürat; ama benim mola vaktim geldi. Arkadaşlarımla yaptığım tatillere çok alışmışım sanırım. Noluyorsa… 2 kere gittim diye hemen alışmalar filan… Sezon ortası talebimi gerekli mevkilere ilettikten sonra yazdan kalma bir ağustos seyahatine geçeyim.

Kışın bu koşturmadan ve temmuz ayında tatmin edici bir tatilden sonra, ağustosta ailecek tembelliğimiz tuttu mu, seyahatimizi filan iptal edip evimizde vakit geçirmeye karar verdik; ancak arada İstanbul’a gitme planımızdan vazgeçmedik. İstanbul’u gezmek her zaman çok farklı. Eğer keşfetmek ister, zaman ve para harcarsan o kadar çok seçenek var ki… Ankara bizim evimiz sonuçta; ama her aktivite için tek yer tek seçenek var neredeyse. Araya reklam alalım, Bilkent’e çocuklar için harika bir yer geliyor, şu anda hazırlıkları çok yoğun devam ediyor.

İstanbul’a dönelim. Biz uzun zamandır her gittiğimizde Beşiktaş’ta Akaretler’de kalıyoruz. Eşim Beşiktaş maçlarını yakinen takip ettiğinden orayı mesken belirledik. Bu gidişimizde de, Çarşı’daki nefis dönerciye gittik. Çocukları, meslekleri tanısınlar diye KidzMondo’ya götürdük. Oraya bayılıyorlar. Bir de Rahmi Koç Müzesi’ne gittik. Asıl anlatmak istediğim bu müze. Öyle harika bir yer yapmışlar ki, hem çocuklara hem bize çok güzeldi.

3 ana bölümden oluşuyor. Bunlarda birçoğunda eski ulaşım araçları var, ayrıca koleksiyonlar, ayrıca Planetarium/Keşif Küresi’nde öğretici seanslar; bunlar çoğunlukla güneş sistemiyle ilgili. Girişte küçük ayakkabı koleksiyonları, tabak bardaklar, küçük çok süslü evler, hepsi camlı dolaplara dizilmişler. Parçalara bakmaya doyamıyorsun. Yan bölümünde eski araba koleksiyonu. Hepsini bir arada görmek çok etkileyici. Cem Yılmaz’ın reklamlarında oynattığı ‘GİTT’ vardır, o bile orada. İlk bilgisayarlar; Macintoshlar, eski kameralar, sinema dokümanları, matbaa, ayrıca maket-model araçlar; gemiler, kafanı kaldırdığında havada duran küçük uçaklar, açık havada ilk uçaklardan biri. Şimdi içine binerken bile tedirgin oluyorsun, o dönemde nasıl uçmuşlar bununla diyor insan, yolcu sayısı 16 filandı, koltuklar, kapı, kokpit her şey küçük.

Eski vapurlar ve bu vapurlarla tur imkanı, emekli bir denizcinin anlatımı eşliğinde denizaltı gezisi. Buna 7 yaş sınırından dolayı Ada ve ben giremedik; ama o sırada biz de karada duran bir denizaltı gezdik. Tarihi tramvaylar, lokomotifler, at arabaları o kadar güzeldi ki hepsi. Her şey çok eski olmasının yanında çok da bakımlıydı.

Sergilenenlerden birçokları hediye edilmişdi. Diaromalar vardı mesela, minyatür şehirler. Ne kadar çok uğraşılmış her detayla. Zeki Alasya yapmış bir tanesini. Ayrıca tarihi vapurda oyuncakların sergilendiği bir bölüm de var.

Atatürk’ün özel eşyalarının sergilendiği bölüm daha da çarpıcıydı. Bornozunu gördüğümde yine ağlamaya başladım. Benim bu hallerim ne olacak bilmiyorum, her şeye duygulanıp ağlıyorum…

Haliç’te bulunan müzenin tamamı 27.000 m2 alana yayılmış. Müze gezimizin sonunda Cafe du Levant’da harika bir yemek yedik ve gördüklerimizi tekrar tekrar konuşarak otelimize döndük.

Mutlaka gezin denim, İyi Haftalar

Ceylan Takıl