Yaprak KaramanYazarlar

Ne, gözlük mü takacağım?

Geçtiğimiz günlerde Yağmur’un televizyon izlerken (evet çocuğumuzun televizyon izlemesine izin veriyoruz, yoksa biz ebeveyn olmayı beceremedik mi) gözlerini seri bir şekilde kırpıştırdığını fark ettik. Sonra bunu ne kadar sıklıkla yaptığını daha doğrusu başka ne ile uğraşırken yaptığını bulmak için kendisini gizli bir takibe aldık. Ayrıca öğretmenleri ile konuşup onların da durumu takip etmesini istedik.

Sonuç televizyon izlerken ve tahtaya bakarken çıktı.

Yağmur’a, kendisini gözleri ile ilgili rahatsız eden bir şey olup olmadığını sorduğumda tahtaya bakarken biraz yorulduğunu ve gözlerinin biraz acıdığını söyledi. Tamam o zaman göz doktoruna gidelim bir de o baksın dedim.

Konuşma sadece bu kadardı gözleri ile ilgili. Aradan birkaç gün geçti ve ben yemek yaparken bana;

“Anne, gözlük takmak istemiyorum bence çok çirkin” dedi. Bu cümleyi kurduğu annesi toplamda 10.5 derece miyop bir insan, gözlüğü çıkarınca burnunun ucunu göremeyenlerden, bendeniz.

Çirkin mi, hadi ya diyerek aynaya baktım. Yo bence gayet de güzel görünüyorum dedim. “Bence çirkin” dedi tekrar. Kim bilir küçücük aklından neler geçiyor gözlük takmakla ilgili bilemiyorum. Sor o zaman diyorsunuz da kendisi, kendini hazır hissetmeden duygularını paylaşmayan küçük bir insan, elbet bu konu hakkında zamanı gelince bize bilgi verir. Sonra, göz doktoruna gittiğimizde sonuç gözlük takmaksa bunun kötü bir şey olmadığını, tedavi amaçlı olabileceğini, belki sadece birkaç göz damlası ile bunu halledebileceğimizi anlattım. Neden çirkin dediği aklıma takıldı ama.

Sekiz yaşından beri gözlük takıyorum, üniversiteye kadar da lens kullanmadım. Bu süreci hatırlayınca neden çirkin dediğini anladım galiba. Gözlüğün kendisi değildi çirkin olan onunla yaşamak zorunda olmaktı. Yaşıtın çocukların acımasızca “dört gööz dört göz” demesiydi. Beden eğitimi derslerinde takla atmak için gözlüğünü çıkartmak zorunda kalıp önünü görememekti. Ya da voleybol oynamak isteyip yüzüne ya top gelirse diye çok isteyip de oynayamamaktı. Okuldaki kartopu savaşlarından kaçmaktı.

Şimdi bunları yazınca minik bir tebessüm yüzümde oluşan. O zamanlar idrak edememiştim tabi ki bana dört göz dendiğinde buna takılmamam gerektiğini ya da güzel güzel giyindiğimde gözlüklerimin onlara hiç uymadığını düşünerek suratımı asmamam gerektiğini. Ya da suratımın ortasına bir kartopu yesem en fazla gözlüğümün hasar alacağını.

Gözlük takmanın hayatımı, görüntümü, insanların benim hakkımdaki düşüncelerini değiştireceğini sanmıştım ben de kızım gibi. Oysaki toplum içinde görüntüm ile değil benliğim ile kabul gördüğümü anladığımda vazgeçtim bu kuruntulardan. Bu sebeptendir aynaya baktığımda yo gayet de güzel görünüyorum demem.

Minik bebeğim, inan ne giydiğin, ne taktığın, şişman ya da zayıf olman değil seni sen yapan. Kalbindeki merhamet, yüzündeki gülümseme, aklını kullanabilme gücün. Ben ne kadar anlatsam yanında olsam bu konularda hayat tek başına tecrübe edilebilen bir süreç. Sen yeter ki kendine güvenmekten asla vazgeçme. Sen kendine güven ki hayatındaki bütün çirkinlikler çiçek açsın.

Yaprak Karaman