köşe yazarı

Yaprak Karaman

Bir insanın anavatanı çocukluğudur

yağmur

Akşamları servisle işten eve dönerken bazı günler içimdeki ses şöyle bağırıyor: Önce sola dönelim, düz devam edelim tekrar sol, sonra sağ, tamam ben inebilirim. İçimdeki yorgun sesin sahibinin tarif ettiği yolun sonu benim çocukluğumun geçtiği eve çıkıyor. Beş yaşında geldiğim, lise ikiye kadar da hayatımın en önemli yeri olan o eve. İçimdeki yorgun ben, çocukluğuna dönmek istiyor.  Hani, ‘’bir insanın anavatanı çocukluğudur’’ demiş ya Epictetus,  hah tam da sözünü doğruluyor oluyorum bu istekle.  Çocukluğuma gidip huzuru bulmak istemem şu anda hayatımda huzur yok ya da bana bunu kimse hissettiremiyor anlamı taşımıyor elbet. Demek istediğim çocukluğun kendine has naifliği. Çocukluğum deyince...

Yaprak Karaman

Herkes kendi işine baksa!

IMG_1309

Çok uzunca bir süredir ciddi anlamda sivilce sorunu yaşıyorum. Ergenlikte çıkarmadığım kadar sivilce varsa otuzumu geçtikten sonra yüzümde kendilerine kalıcı bir karargâh kurdu sanırım. Hani bir korku filminde oynasam katil önce beni ortadan kaldırır o derece. (bkz: korku filmlerinde önce gözlüklü ve sivilcelinin ölmesi)  Gitmem gereken bütün doktorlara gittim, yaptırmam gereken bütün tahlilleri yaptırdım. Sonuç: stres. Sevinsem mi üzülsem mi bilemiyorum sonuç böyle çıkınca. Çünkü stres, kontrol edebildiğim bir süreç değil. Oysaki üniversitede kriz yönetimi diye bir ders alıp A ile geçmiştim ama hep ezberci eğitimin sonuçları bunlar, pratiğe dökemedim sonrasında. Durum böyle olunca da daha fazla geriliyorum ve kısır...

KategorisizSöyleşiYaprak Karaman

Duygularını yaşayabilecek kadar özgür ve gerçek bir kadın; 4 yapraklı Yonca…

öngörsel

Moi Çocuk: Sizi anlatan en iyi cümle “Koştukça koşuyor, yazdıkça yazıyor” gerçekten. Peki yazma kısmından başlayalım ne ifade ediyor sizin için yazmak? Yonca Tokbaş: Bak bu soruyu daha geçen gün bir ödev için cevaplamıştım, oradan alıntı yaparak başlayayım: Gümbür gümbür yaşamak için yazmak istiyorum. Kendi kendime sarsıntı yapmak, uyanmak, ayılmak için yazmak istiyorum. Yazmak istiyorum.  Aslında çünküsü fazla. İçimden geliyor. Görüyorum. Duyuyorum.  Elim gidiyor. Gözüm dönüyor. Kulağım çocuğuma bile sağır oluyor, içime yazmak gelince.  Salyalarım akıyor. Kimse dokunmasın bana o an istiyorum. Her öncelik sonuncu oluyor ve ben o bencil mahremiyetin bağımlısı olmayı seviyorum.  Yazmak istiyorum.  Ben yazınca birilerinin içi...

Müşerref KökeyYazarlar

ve kız geliyor…

4af45677-7845-4237-b969-9da301c56146

Sonra sımsıkı sarılırsın ona... Anneliğin; uykuya dalmış yavrunun ağzının kenarından yastığa süzülmüş sıcacık salyasını öpmek ve o mis kokuyu içine çekerken derin bir nefes alınan kısmındayım hala... Tam da oradayım... Öyle bi an oluyor ki dur şu kulağının arkasını da öpeyim belki eksik bırakmışımdır diyorum... O sebeptendir ki tuttum elini, okulu astık, seninle bugün kardeşini görmeye gidiyoruz diye kucakladım. Önce sarıldık kafalarımızı tokuşturup öpüştük sonra yavaşça kapıyı araladık. Deniz “Hadi görmeyecek miyiz?” diye sabırsızlanıyor ? Bir şeyi bu kadar çok istediğini hiç bilmiyorum. Onun gözlerinden baktığınızda gelen, kimseyle paylaşamayacağı oyun arkadaşı geliyordu, can yoldaşı olacaktı, ömründen eksiltemeyeceği tek varlıktı o,...

Ayhan YalçınkayaYazarlar

Son bebeklik, anılarda yerini aldı

609e79ee-6600-4842-a13b-c9d8c0ce348b

3-4 Yaş/1 Nasıl geçmiş zaman Takvimler olmasa anlayamayacak kadar çok galiba. Biz yetişkinlerin takvimleri var. Zaman dediğimiz şeye inandığımız için. Senin hayatı zamansız sevinçle, sevgiyle ölçtüğün gibi değil ama. Takvimler daha sevgisiz daha aşksız... Sadece rakamlar... İleri giden rakamlar... İleri sayıyoruz rakamları, ama geri gidiyor gibi de hissediyoruz. Özellikle belli yaşlardan sonra. Çünkü bir sona doğru gidiyor. İçinde sevgi olmayan her şeye bir olumsuzluk yapışır ve peşini bırakmaz ya onun gibi. Rakamlar belki objektif ama biz değiliz. Yirmiler bir başka, otuzlar daha başka ve sonra kırklar da ap ayrı bir şey sanırım. * Ama yaşadığımız onca şeyi düşününce geçen zaman...

Yaprak KaramanYazarlar

“Kızım ve ben”, yazdan kalma bir yazı…

yağmur

Karşımda bence dünyanın en güzel denizi, masada kahvem yanında kitabım, aklımda yazmak istediklerim. Beyim tavla oynuyor, Yağmur bu sıcakta saçlarını toplamama konusunda ısrarlı yıllar önce benim oyun oynadığım bahçede arkadaşıyla oyun peşinde. Fonda 90’lar çalıyor. Yağmur’a göre doksanlar çalınca kendimi kaybediyormuşum mutluluktan☺ kaybederim tabi hayatımın en eğlenceli yılları. Kendimce dertlerim, çok büyük sevgilerim, her şeyi bildiğimi zannettiğim sonsuz güvenim var kendime. Hayat bu kadar zor değil (Belki de bana değil bilemiyorum). İnsanlar bu kadar acımasız, bulunduğumuz ortamlar bu denli sahte değil. Bu satırları yazdığım yer yaklaşık yirmi altı yıldır bahçesinde oyun oynadığım, düşüp dizimi kanattığım, küstüğüm, barıştığım, sevdiklerimle en güzel...

Müşerref KökeyYazarlar

An be an 2 Çocuklu Hayata Geçiş

Image.png

Merhabalar Eğer lohusa haftasının bu ay içerisinde kutlandıgını biliyor olsaydık, mayıs ayına girmemizle çıkmamız bir olurdu. Şahsen lohusalığını çok zor geçirmiş ve çevresindeki herkese hayatı zehir etmiş biri olarak o günleri tam 5 sene önce doya doya yaşadım. Öyleyse kutlu mutlu ve kolay olsun. Lakin kardeş hasretiyle yanıp tutuşan oğluma ikna olmam uzun zaman aldı ve artık hazırım. Sizin de bu maceraya ortak olmanız beni mutlu eder. Henüz orta da ne yumurta ne de civciv var sadece kendini psikolojik, fizyolojik olarak hazırlamış bir anne var. Tam da şu nokta da doktor kontrolünden geçerek gerekli vitamin ve hazırlıklara başladım. Ev halkının...

Serpil ErolYazarlar

…Çünkü iki çocuk annesi olmak bunu gerektirirmiş…

"Bahar geliyor ne güzel, yönetmen sandalyelerinden alalım da sahilde piknik yapalım Bedri" dedim. "Süper olur" dedi. Erdem de Beril de çimlerde oynar, yemeklerini yer, güzel güzel oyalanır dedik. Süper keyifli huzurlu film sahnelerini, fotoğraf karelerini dördümüze uyarladık kafamızda. Sonra Bedri koştur koştur gitti yönetmen sandalyelerini aldı. Yok mavi olsun, yok yeşil olsun, Beril'e de miniği olsun, Erdem'e olmasın yerde sürünsün derken aldı sandalyeleri attı bagaja. Bugün de ben pimi çektim "hava çok güzel, haydi akşam sahile inelim pikniğee" Sabah yürüyüşten sonra pastaneden minik sandviç ekmekleri aldım. Hepsini değişik değişik hazırladım. Tostlarımızı yaptım, meyvelerimizi yıkadım, kek kurabiye hazırladım, hepsini tek tek...

Yaprak KaramanYazarlar

Sevmek zorunda değiliz, ama saygı göstermek zorundayız.

26173480_10155823109037211_8500938278285882611_o

Geçtiğimiz haftalarda haberlerde TFF’nin Türkiye’nin Euro2024 ev sahipliği için adaylık dosyasını UEFA’ya teslim ettiğini belirten bir haber vardı.  Haberin benim dikkatimi bu kadar çekmesinin sebebi teslim edilen dosyanın üzerinde ‘RESPECT’ yazmasıydı.  Saygı, bizim toplumumuzda çok önemli bir yeri olan fakat nedense karşılıklı ilişkilerimizde uygulamakta pek başarılı olamadığımız bir durum. Bu dosyanın tesliminden bir hafta önce oynanan kupa maçı çıkan olaylar sebebi ile tatil edildi.  Sahaya yabancı madde atılmasından, kötü tezahürata, rakip takımın teknik direktörünün kafasını yarmaya kadar (yarık değil birkaç sıyrık diyenler de var tabi, olay burada yaranın derinliği değil, bir insanın yaralanması)  uzayıp giden bu liste sonrası, uluslararası bir...

Ayhan YalçınkayaYazarlar

Babalar da özler…

IMG_2381

2-3 Yaş /6 Geçenlerde çalıştığım restorana bir aile geldi,Dede, babaanne, anne, baba ve iki çocuk. Oturdular, birlikte yemeklerini yediler, konuştular, gülüştüler vs. Buralı değiller, belli ki fırsat bulup birlikte tatile gelmişler. Çocuklar 5-7 yaşlarında... Yemek bitince oyalandılar falan derken öylece oturmaktan canları sıkıldı. Dolaşmak istiyorlar. Babanne ve anne, çocukları alıp gezmeye gitti. Dede ve baba başbaşa kaldı, Bu ne değişimdir! İkisinin de bakışları, ses tonları değişti. Onları izliyorum ve düşünüyorum; "sanki zamansız bir frekansa geçtiler". Baba ve oğul oldular. Ömür boyu oldukları gibi. 40 yıl önce, 20 yıl önce, 5 yıl önce ya da dün oldukları gibi. 40'ların ortasındaki baba...